Dr.Dos.
Mübariz SÜLEYMANLI
Azərbaycanlıların
Anadolu türklərinə qardaşliq yardımları
(Balkan
ve I Dünya Savaşı əsnasında)

Özet:
Makalede Anadolu ve Azerbaycan türklerinin tarihi, mille-manevi ilişkilerine
genel şekilde bakılır, XX esrin ilk illerinden itibaren iyirminci
illere kader geniş vüset almiş karşılıklı kardaeşlik
yardımlarına hüsusi dikkat yetirilir. Gerek Balkan Savaşında,
gerek Birinci Dünya Müharibesinde zor duruma düşmüş Anadolu türklerine
kardaş kömeği göstermiş Azerbaycan türklerinin kayretlerine
dair tarihi melumatlar verilir. Bu konuda milli ruhlu zenginlerin, aydınların,
hüsussile hayriye cemiyetleri vasitesile gösterdikleri maddi, manevi ve tebliğati
fealiyyetleri araştırılır.
Summary:
An
article pays attention on mutual relations between Anatolia and Azerbaijan in
the beginning XX century. It is given historical information concerning the help
of Azerbaijanis to Anatolian Turks during the Balkan War and the First World War.
Economical assistance of charitable societies toward this process also has been
examined.
Tarihen
bir-birilerine daim karşılıklı yardımlaşmalarda
bulunmuş Azerbaycan ve Anadolu türklerinin öten asrın ilk
senelerinden etibaren ilişkileri yeni bir mahiyyet kazanmış,
Balkan ve I Dünya Savaşı esnasında halklarımız
arasındakı kardeşlik yardımları muhteşem bir
herekat halını almıştır. Tabii ki, bu yardımlaşmalarım
kökünde insanlık duyguları ile beraber, milli, dini ve kültürel
faktörler daha önemli yer tutmişdur. Aydınlarımız da halkı
kardeş kömegine sesleyerken bu ana faktörleri öne çekmiş, halkı
bunun, gerekse siyasi parti ve teşkilatların, gerekse zengin şahısların,
gerekse de sıradan insanlarımızın vicdani borcu,
milli ve dini vazifesi olduğuna inandırmışlardır.
Bu bakımdan konumuza ilk olarak hemin dönemin istimai-siyasi ve kültürel
hadiselerine genel bir bakışla başlamak isterdik.
Azerbaycan
türklerinin tarihinde milli intibah dövrü olan XX yüzilin ilk onilliklerinde
Türkiye ile bağlılıkları olan müterekki dünyagörüşlü,
intibah ruhlu bu universal şehsiyyetler gergin ve böhranlı anlarda
bele ruhdan düşmemiş, ekideleri yolunda çarpışmış,
ictimai fikrin formalaşdırılması üçün bütün mövcud
tebliğat vasitelerinden istifade etmişler. Bu aydınlar, dövri
metbuatda müntezem çıhışları ile yanaşı, hem de
Bakıda teşekkül tapıb fealiyyet gösteren bir çoh medeni-maarif
cemiyyetlerinin rehberliyinde temsil olunmuşlardır. Maarifçilik
seyleri daha kabarık nezere çarpan hemin cemiyyetlerin fealiyyetine bu aydınlar
öz töhfelerini vermişdir.
XX
asrın evellerinde Türkiyede hakimiyyet başına keçen “İttihad
ve terekki” partiyasının meramnamesinin terkib hisselerinden biri
panislamizm telimi idi. Tesadüfi deyil ki, bu vahtdan etibaren Türkiyede,
Rusiyada, habele Azerbaycanda panislamizm demek olar ki, sırf “türk
rengi kesb edir ve pantürkizmin nezeri esasının ve emeli
fealiyyetinin ayrılmaz hissesi kimi özünü göstermeye başlayır.
1908-ci ilden etibaren müslümanların siyasi teşkili – hilafet
meselesi “İttihadi-islamın” esas meselesi kimi, açık şekilde
özünü gösterir. Bu dövrde pantrürkizmle yanaşı, panislamizmin
tebliğinin de esas merkezi İstanbula köçür. Bu vahtlar İstanbulda
bir-birinin ardınca “İttihadi-islam”, “İttihadi-Mehemmediyye”,
“Cemiyyeti-elmiyyen-islamiyye” ve s. bu kimi mehfi ve lekal cemiyyetler
tesis edilir, panislamist metbuat artıb genişlenirdi” (19,
s.193-194).
Şarkın
hürriyyet ve demokratiya, azadlık ve istiklal ideyaları ile alovlanan
üç mühüm merkezinden biri kimi İstanbul da bu zaman inkilabi herekatlar
dövrünü yaşayırdı. İttihadi islam fikirleri ile osmanlıçılığın
tarihe kovuşmağa başladığı bir vahtda türk milletçiliyi
teşekkül tapmakda idi. Rusiyada irtica ve terrorun şiddetlenmesi
sebebinden memleketlerini terk etmek mecburiyyetinde kalan bir çoh müslüman
ve türk ziyalıları buraya sığınmışdılar
(24, s.91). Bu o vahtlar idi ki, bir çoh Azerbaycan ziyalılarının,
maarifçilerinin dini ve elmi sepgili mekalelerinde “islam milleti”,
“Mehemmed hümmeti”, “müslüman camaatı” anlayışları
ile tez-tez rastlaşırık. Bu yazılarda “islam” ve
“millet” anlayışları eyni bir mehrec altına getirilmiş,
islam dinini kebul etmiş bütün tayfa, halk ve milletler
“milleti-islam” elan edilmişdir, “millet” sözü müslümanlığı
kebul etmiş bütün insanların ümumiliyini, birliyini işarelendiren
mefhum kimi işledilmişdir (19, s.214).
Milli-dini
düşünce sahiblerinin kanaaetince, eger “islamlaşmak, islamı
derk etmek “İttifak ve ittiha” nemetini derk etmekdirse, onda “türk
ensarının islamı bulması” da “türkleşmek”, türk
birliyinin, “türk ittihadı”nın meydana getirilmesi demekdir. Yeni
eslinde “islamiyyete” hidmet etmek “türk kövmüne” hidmet etmekdir.
“Türk kövmü”ne hidmet etmek de “islamiyyet”e hidmet etmek demekdir.
Ali bey Hüseynzadenin (10; 11) ve Ahmed bey Ağaoğlunun (9; 31)
eserlerinde hüsusile geniş şerhini tapmış bu meselenin esas
meksedi Osmanlı imperiyasının himayesi altında evvelce bütün
türk dilli halkları, ümumiyyetle, cemi müslümanları birleşdirmekden
ibaretdi. A.Ağaoğlunun “Türk alemi” (31) silsile mekalelerinde ve
hem de onun başka yazılarında, elece de Ali bey Hüseynzade,
Y.Z.Talıbzade ve digerlerinin eserlerinde dini mövke bele idi: İslamiyyetin,
islam medeniyyetinin yegane hamisi, onun istinadgahı ve “evvelki
ezemetini berpa edib rövneklendireni” yalnız türk milletidir. Milli ve
dini mövkelerini sintez halına getiren mütefekkirlerin fikirlerini şerh
ederken, bunu deyek ki, Azerbaycan ictimai fikrinde müeyyen bir merhele
dahilinde pantürkizm eger panislamizm prinsiplerinden biri kimi, onun siyasi
doktrinasının terkib hissesi kimi, hem de çoh zaman üstüörtülü,
müemmalı şekilde öz ifadesini tapırdısa, XX esrin ikinci
onilliyinden itibaren ise müstakil bir milli-dini, ictimai-siyasi nazeriyye
kimi özünü biruze vermiş ve formalaşmışdır. Amma katı
şekilde demek olar ki, Azerbaycan ictimai fikrinde heç vaht pantürkizm özünü
panislamizme karşı koymamış, hemişe bir-birile
karşılıklı nüfuzda olmuşdur. 1918 – 1920-ci iller
metbuatında bezi hallarda karşılıklı tenkidi mülahize
ve ittihamlara rast gelinse de, bunlar prinsipial harakter daşımamış,
yalnız taktiki sehvlerin tenkidi kimi özünü göstermişdir.
Öten
esrin evvelleri üçün modernizm meselelerine münasibetde de milli-dini mövkeleri
üst-üste düşen ziyalıların Batıya münasibetleri birmenalı
olub ve onlar cemiyyetde terekki yollarının yalnız islamda
aranması terefdarı olmuşlar. Çünki onlar islamın tenezzülünün
esas sebeblerinden birini Batının müntezem olarak zehni-ehlaki
tesirinde ve eyni zamanda islamın öz dahilindeki menevi-ehlaki pozulma küvvesinin
arasıkesilmezliyinde görürdüler. Demeli, vahid bir menevi-ehlaki
konsepsiyanın dahilen parçalanmasında Batının pozucu
tesiri olduğu keder de müslümanların öz dahillerindeki hakimiyyet
herisliyinin, nadanlık, cehalet, mövhumat ve hürafatın da o keder
tesiri olmuşdur.
Azerbaycanın
mühacir ziyalılarından olan Nağı Keykurun Ankarada neşr
olunan “Azerbaycan” aylık kültür dergisinde “Böyük bir heyirsever
Hacı Zeynalabdin Tağızade (hatire defterinden bir yarpak)” başlıklı
mekalesinde yazır ki, Kurani Kerimi ilk defe Azeri şivesiyle türkceye
tercüme etdiren Hacı Zeynalabdin olmuşdur. Bu Kurani Kerimi 4000
altun lire deyerinden ziynetli daş ve almazlarla bezeyerek Yusif Ziya Talıbzadenin
vasitesi ile İstanbula Sultan Ebdülhemide hediyye olarak gönderir (17,
s.17). Hekiketen de menbelerde “Azerbaycan Türklerinin Bakı Müslüman
Cemiyyeti Heyriyyesi vasitesile, 1906 – 1907-ci illerde Osmanlı Hökumeti
ve Padişah ile ilişgiler kurduğu görülmekdedir. Hetta cemiyyet
bu tarihlerde, cemiyyetin üyesi Talıbzade Ahund Yusif Efendini İstanbula
göndermişdir” (6, s.44).
Ümumiyyetle
o dövrde Azerbaycan ziyalılarının Türkiye ile elakelerinin esasında
esasen heyriyye ve maarif cemiyyetleri durmuşdur. 1905-ci ilden itibaren
Azerbaycan türkleri hem ferdi olarak, hem de cemiyyetler halında Türkiye
ile münasibetler kurmuşlar. Onlar Azerbaycan halkının sosial ve
medeni bahımdan inkişafında Osmanlı dövletinden yardımlar
istemiş, tehsil ve din sahelerinde Türkiyeden bezi talepler etmişler.
Bakı Müslüman Heyriyye Cemiyyetinin kuruluşunun ilk illerinde,
Osmanlı padişahı ve hökumeti ile elakeler kurmak üçün cehdler
edilmişdir. Bu meksedle cemiyyetin üzvü, müellimlikle yanaşı,
hem de Bakıda çıhan “Teze heyat” kezetinin yazarı olan Ahund
Yusif Talıbzade 1907-ci ilin avkustunda İstanbula gönderilmişdir.
A.Y.Talıbzade özü ile Bakı Müslüman Heyriyye Cemiyyeti İdaresinin
möhürü ve Heyriyye Cemiyyeti ve Neşri Maarif Cemiyyetinin reisi – Hacı
Zeynalabdin Tağıyevin imzası olan bir vekaletname aparmışdır.
Türkiye Cümhuriyyeti “Başbakanlık Osmanlı Arhivi”nde mühafize
olunan tarihi senedlere istinaden, tedkikatçı Betül Aslan bu mövzuda çoh
geniş bilgiler verir (6). Onun tekdimatında sözügeden vekaletname
hakkında tam melumat alırık:
“Vekaletname
Bu
ahır vahtlarda Rusiyada sakin otuz milyon Müslüman Cemaeti arasında
terekki ve teali meyyali görünmekdedir. Ancak bizlerin müntezem mekteblerimiz
ve kütubi-elmiye ve fenniye ve tedrisiyyelerimiz lüzumi derecesinde mövcud
bulunmadığından hilafeti-celilei uzmanın sayei-maarif
vayesinde yaşayan müslümanlarla bir kat daha elake ve rabite kesb etmek
meksediyle Cemiyyeti İslamiyye ezalarından, Ulumi Arabiyye Müderrisi
ve Mektebi İdadi Müellimi Ahund Yusif Talıbzade Efendi teatii efkar
ve vesateti lazımede bulunmak meksediyle merkezi hilafeti uzma olan
Dersaadete irsal olundu.
Dersaadet
memurin-i aidesi tarafından kendisine müavinet-i lazimede bulunulmasını
biz Rusiya Müslümanları istirham ederiz.
|
Mühür
Bakı
MüslümanCemiyyet-i Heyriyye
Idaresi |
Neşr-i
Maarif ve Umur-ı Heyriyye Cemiyyet-i Islamiyye Reisi General
Hacı Zeynalabidin Tağıyev” |
Betül
Aslanın haklı olarak yazdığı kimi (6, s.64), bu
vekaletnamede maraklı olan teref yalnız Azerbaycan müslümanları
üçün deyil, Rusiyada yaşayan 30 milyon müslüman üçün yardım
teleb edilmesidir. Heyriyye Cemiyyeti tarafından verilmiş bu
vekaletname ile İstanbula gelen Talıbzade Yusif Efendi, Sedaret mekamına
31 iyul 1323 (19 avkust 1907) tarihinde tekdim etdiyi (Başbakanlık
Osmanlı Arhivinde mühafize olunan) yazıda, özünün Heyriyye
Cemiyyetinin idare işlerinde vezife daşıdığını,
ülema bir aileden geldiyini, Rüs yüksek okulundan mezun olduğunu,
Zeynalabidin Tağıyevin, Rusiyada bezi kandırılmış,
ağılsız müslümanların hilafet mekamı ve Osmanlı
padişahı hakkında yapdıkları kerezkerane neşriyyata
cavab vererek, onları tesirsiz burahmak, müslüman ehalini menen ve dinen
hilafet mekamına daha küvvetli olarak bağlamak ve onları aydınlatmak
üçün neşr etdiyi günlük “Teze Heyat” kezetinde yazarlık yapdığını
bildirdikden sonra, Bakıda İslam Heyriyye Cemiyyetinin kurucusu ve başkanı
olan Hacı Zeynalabdin Tağıyevin tekib etmeye çalışdığı
hetti hereketi, ana hetleriyle bu şekilde bildirmişdir:
“1.
İndiye keder Kafkaz Türkleri yazışmalarında hep farscanı
kullanmışlar. Bundan sonra farscanın yerine ana dilimiz olan Türkcenin
kullanılması ve gelişdirilmesi.
2.
Bilumum mekteb kitablaramızın Osmanlı türkcesi ile yazılması.
3.Mekteblerimizin
prokramının Osmanlı Maarif prokramına göre yapılması.
4.
Merkezi İdaresi Bolkarıstanın Varna şeheri ile İranın
Urmiye şeherlerinde bulunan “Ermeni-Amerikan ve Ermeni-Proteston Komitei
Muzırrasının Kafkaz ve Azerbaycan türklerini Hilafet mekamına
bağlılıkdan ve mükeddes kaye olan İslam ittihadından
uzaklaşdırmak üçün erebce, türkce, farsca ve kürdceye vakif olan
ermeniler tarafından Kafkaza zererli neşriyyatlar sohulmakdadır.
Bunları bir an önce tesirsiz hala getirmek ve Kafkaz müslümanlarını
etkilemerini önlemek üçün karşı neşriyyatda bulunulması.
5.
İrana, Misire ve Avropaya ferarilik edib, oralarda tutunamayarak Kafkaza dönmek
isteyenlere izin verilmemesi.
6.
Mekteb müdirleri ve öyretmenlerin Osmanlı Hökumetinin de uyğun görmesi
ile İstanbuldan tedarük edilmesi.
7.
Dini kitabların tefsirleri, peyğemberimizin hedisleri, ehlaki kitablar
ve bu konulardakı yararlı tamimlerin yayınlanması” (6,
s.64-65).
Y.Z.Talıbzade
Bakı Müslüman Heyriyye Cemiyyetinin ve onun sedri H.Z.Tağıyevin
heyata keçirmeye çalışdığı esas meseleleri bu şekilde
açıkladıkdan sonra Kurani Kerimin Hacı tarafından hazırlatdırılmış
üç cildlik türkce tefsirini,
H.Z.Tağıyevin yazdığı bir mektubla birlikde, Osmanlı
Dövletinin Padişahı ve müslümanların helifesi olan II Ebdülhemide
verilmek üçün Sedaret mekamına tekdim etmişdir. H.Z.Tağıyev
tarafından Osmanlı Padişahı Sultan II Ebdülhemide A.Y.Talıbzade
vasitesile gönderilen hemin mektubun metni beledir:
“Atabe-i
felek-mertebe-i cenab-ı zillullahi azamiye Veli-ni met-i cihan efendimiz
hazretleri!
Bu
ana keder Rusya Devletinin taht-i hükümetinde bulunan biz otuz milyon Türk Müslümanlarının
beyninde Türk lisanında
Kuran-ı Şerifin tefsiri bulunmadığından ekseriyyetle
onun mezamin-i alieysinden istifade-yab olamıyorduk. Lihaza bu ahır
vakitlerde saye-i hilafetvaye-i cenab-ı zillullahi azamilerinde Bakü ülemasından
vilayet kadısı kulları vasıtasıyla Kelamullah-ı
Şerifi Türk lisanında
tefsir etdirüb tab ve neşrine muvaffak oldum.
Ahd-i
meali-vefd-i cenab-ı padişahilerinde hasıl olan işbu
muvaffakiyyet-i kemteranenin şükranesi yolunda huzur-ı celil-i şehriyarilerine
mahza arz-ı fariza-i
ubudiyyete vesile olmak üzre mezkur tefsir-i şerifden huzur-ı
bahirun-nur-ı hilafet-penahilerine bir takım takdim ettim. Eltaf-ı
aliye ve merahim-i mütealiye-i hazret-i hilafet – Penahilerinden kabülünü
istirham ederim. Ol babda ve katibe-i ahvalde emrü ferman veli-nimet-i cihan
halife-i bil-hakk ve padişah-her-dem-muvaffak efendimiz hazretlerinindir.
|
Mühür
Bakü
Müslüman Cemiyyeti Hayriye İdaresi
|
Neşri
Maarif ve Umur-ı Hayriyye Cemiyyet-i İslamiyye Reisi General Hacı
Zeynalabidin Tagiyef Kulları 25 Şehr-i Cumad-el-üla 1325 Şehir
Bakü” (6, s.65-66). |
Başbakanlık
Osmanlı Arhivinde apardığı araşdırmaların
neticesinde, Betül Aslan bele bir kenaete gelir ki, Bakı Müslüman
Heyriyye Cemiyyetinin Ahund Yusif Talıbzade vasitesile gösterdiyi bu
seylere, Osmanlı Hökumeti tarafından nasıl bir cavab verilmesine
dair bir sened ve ya menbe aşkar edilmemişdir. Ancak 1907-ci ilden
sonra Türkiyeden Azerbaycana müellimler, din adamları, dini kitablar ve
metbee levazimatları gönderildiyi ve Kafkaz müslümanları ile daha sıh
münasibetler kurulmasına çalışıldığı görülmekdedir.
A.Şaik
A.Y.Talıbzadenin İstanbul seferi hakkında bunları yazır:
“Bakı kazisi Mir Mehemmed Kerim Mir Ceferzade Kuranı Azerbaycan
diline tercüme edib meşhur servetdar Hacı Zeynalabdin Tağıyevin
pulu ile çap etdirmişdi. Hacı tercümenin elli nüshesini kızıl
suyu ile çap etdirib kiymetli cilde tutmuşdu. Bu nüshelerden birinin
cildini kalın gümüşden yapdırıb ortasına da “La
ilahe illellah, Mühemmeden Resulillah” sözlerini yazdırmış
ve kardaşım ahund Yusif Talıbzade vasitesile hemin nüsheni Türkiye
sultanına hediyye göndermişdi” (27). Menbelerden melum olur ki, mühtelif
ictimai-medeni ve heyriyye cemiyyetlerinin üzvlüyüne ve rehberliyine seçilmiş
Yusif Ziya bu illerde Türkiyeye daha tez-tez gedib-gelir. 1910-cu ilden onun heyatının
Türkiye dövrü başlanır. Yusif Ziya orada herbi tehsil alır,
Birinci Dünya müharibesinde Kars-Erdehan cebhesinde kehremanlıklar gösterir
(28, 29). Balkan herbi erefesinde tebliğati fealiyyetle meşğul
olur, müharibe dövründe fedakarlıklar gösterir. O, 1912-ci ilde heyat
yoldaşı Cennet hanım ve oğlu Telet ile Türkiyeye köçmüş,
orada herbi tehsil almış birinci cahan herbinde Kars Erdehan türk
ordusu sıralarında ruslara, ermenilere karşı döyüşlerde
kehremanlıklar göstermişdir (28; 29; 23, s.427).
Balkan
herbi esnasında ve sonrakı illerde Rusiya türkleri, o cümleden
azerbaycanlılar Osmanlı ölkesinde meydana gelen inkilablara ve dirçeliş
herekatlarına tam reğbet besleyirdiler.
Balkan
müharibesi döneminde Rusiya bir terefden Balkanlarda panslavyanist siyaset yürüdür,
diger terefden de Rusiya içerisinde yeni Balkan dövletlerine yardım
toplanması üçün memurlarını ölkenin her terefine gönderirdi.
Rusiyada yaşayan rus, ermeni, rum halkından maddi yardımlar
toplanması ile beraber, bu halklardan toplanan könüllüler Serb ve Bolkar
ordularına yardım üçün sövk edilirdi. M.E.Resulzade bununla bağlı
yazırdı ki, Rus ordusunda kulluk eden bezi könüllü esgerlere mülki
paltarlar geyindirilerek, onları könüllüler adı ile Balkanlara gönderirdiler.
Serb ve Bolkar ordusuna, bu minvalla minlerce könüllü yazılırdı
(89, s.24). Rusiya metbuatı da bu illerde panslavyanist tebliğatla meşğul
idi. Türk alemini hedef alan bu panslavyanis tebliğat o derecede dehşetli
bir seviyyeye çatmışdı ki, rus yazarlarından biri
Balkanlara gedecek “Selibi-ehmer Heyetine” müracietle yazırdı:
“Bir slavyan, bir hristian varken türk yaralısına bakmayınız”
(22, s.23).
Amma
Rusiyada yaşayan türklerin Rus hökumetinin bu şovinist ve milletçilik
mövkeyine tesirleri böyük olmuş, Krım, Kazan, Azerbaycan ve Türkistanın
her tarafından Rusiyanın heyata keçirdiyi bu ikili standartlı
siyasete karşı sesler yükselmeye başlamışdır. Çar
hökumeti bu tesirler karşısında, “Kırmızı Haça”
yardım edildiyi kimi, “Kızıl Aya” da yardım edilmesine
izin vermek mecburiyyetinde kalmışdır. Bunun neticesinde Rusiyanın
her terefinde yaşayan müslüman ve türkler Balkan savaşlarında
çetin veziyyete düşmüş kardaşlarına kömek ede bilmek
seyi ile ellerinden geleni esirgememişler. Toplanılan maddi yardımlarla
beraber, “bir çoh könüllü türk, osmanlı ordusunda savaşmak
üçün Türkiyeye gedirken, genc kız ve kadınlar Hilali-Ehmere müraciet
ederek hemşire olmuşlar” (6, s.48).
Rus
şovinizminin kayri-rus, hüsusile de türk-islam halklarında oyatdığı
milliyyetperverliye tohunarak, M.E.Resulzade yazır: “Rus dürülfünunda
ohuyan Azerbaycan telebelerinin Kiyevde toplanan ictimai keşf ve ezası
tövkif edilmişdi. “Hilali-ehmer” faidesine yapılan propakandaya
bu zamankı hissiyyatın tervici üçün en münasib bir vasite
oluyordu. Bakı kadınlarından sırğalarını
verenler olmuşdu. Genc müellimler ve telebeler derslerini atarak türk
ordusuna könüllü gediyorlardı» (22, s.23).
Rusiya
hüdudlarında yaşayan türk-islam halklarının yardımı
ile beraber, kayd etmek lazımdır ki, Balkan savaşlarında
Rusiyanın türklük ve müslümanlık eleyhinde mövke tutması,
her terefden artık Azerbaycan türkleri üzerinde tesirli oldu. 1911-ci
ilde kurulmuş ve ilk üzvleri arasında “Musavat” Partiyası,
Balkan savaşı esanasında bir beyanname yayımlayarak, milleti
oyandırmağa ve Türkiyeye yardıma devet edirdi. “Müsavat”ın
1911-ci ildeki prokram ve beyanamesinin mahiyyeti Balkan herbi münasibetile neşr
edilmiş intibahnamenin metninden de görünür. 1911-ci ildeki beyaname
firkenin teşekkülünü bildirirdi. M.B.Memmedzadenin yazdığına
göre “Müsavat”ın hemin il neşr edilmiş prokramı da
beyanamedeki esaslara tamamile uyğun idi. 8 bendlik prokramın
mahiyyetinde başdan-başa, islam ittihadı ve müslüman ölkelerinin
karşılıklı yardım meseleleri dururdu (18, s.44-45).
1912-ci
il Balkan müharibesi zamanı “Müsavat” yeni bir beyaname ile milleti
oyanışa çağırırdı. M.E.Resuloğlu (Resulzade)
bu hakda yazır ki, bu beyanname Oruc oğullarının metbeesinde
sahiblerinden hebersiz, arkadaşımız Seyid Hüseynin yardımı
ve partiyamıza mensub olan mürettiblerin elbirliyile bir gecede basıldı.
Bu beyannamenin Kafkaz müslümanlarının merkezi sayılan Bakıda
yayılmasını istemirdik. Abbas bey, bu beyannameleri götürüb
Tiflise getdi. Orada bunları poçt kutularına atarak, bir gün sonra
da geri döndü. Bu beyanname Kafkaz müslümanları arasında böyük
bir heceyan yaratdığı kimi çar polisini de böyük bir telaşa
salmışdı. Beyanamede Türkiyeye her cür yardım gösterilmesi
fikri ireli sürülür ve yardım edilmesi istenilirdi. “Behs edilen
beyanname, arkadaşımız Yusif Ziya tarafından İstanbula
götürüldü. Sebilürreşad mecmuesi bu beyannameni eynen neşr ederek
Kafkaz müslümanlarının Türkiyeye karşı gösterdikleri
ilgiden dolayı memnuniyyetini beyan yollu setirler yazdı” (21,
s.14).
Yusif
Ziyanın İstanbula apardığı “Sebil-ür-Reşad”
mecmuesinde çap olunmuş beyanamede vurğulanırdı ki, yegane
ümidimiz ve nicat çaremiz Türkiyenin istiklal ve terekkisindedir. Biganelik göstersek,
islamiyyet ve milliyyetimiz rezil bir hala düşer. “Cemi alem bilir ki,
islam hilafetine sahib olan Türkiyeye karşı bu müharibeni Balkanın
ufak ve kiçik hökumetleri elan etmemişler. Çünki şir ne keder zeif
olsa da, çakkallar ve tülküler ona yahın gelmeye cüret etmezler. Bu işleri
işleyen, islamiyyet ve insaniyyet düşmeni ve “dünya jandarmı”
lekebi ile meşhur olan şimal ayısı müstebid Rusiya hökumetidir
ki, her gün tibb levazimatı, hekimler ve könüllülük adı altında
bölük-bölük nizamiler gönderir” (18, s.45-46).
Azerbaycan
aydınlarının partiyalar ve Heyriyye Cemiyyetleri vasitesile apardığı
tebliğat ve teşvikat işi öz behresini verimş, her halda
sonrakı illerde Türkiyede yaşanan her hadise, her inkişaf
Azerbaycanda eks-seda salmağa başlamışdır. Hemçinin
Azerbaycan-Türkiye münasibetlerindeki bu yahınlaşma, o cümleden
milli oyanma, milli şüurun terpenişi, kardaş halka marak ve
mehebbetin artması – bütün bunlar Balkan savaşları esnasında
ilk behresini vermişdir. Balkan müharibesi illerinde Azerbaycan türkleri
ister maddi, isterse de menevi olarak Türkiyeye yardım etmiş, bir
kisim azerbaycanlılar Balkan herbinde könüllü olarak savaşmışlar.
Türkçülük fikrinin ön plana çıhdığı bu dövrde I Dünya
Müharibesi başlamış ve Osmanlı Dövletinin Rusiyaya karşı
müharibeye girmesi, hetta başlanğıcda müeyyen üstünlükler
kazanması hadiseleri Azerbaycan türklerinin milli müstekilliye olan ümidlerini
artırmışdır. Ancak Türk ordusunun Sarıkamışdakı
meğlubiyyeti bu arzularla yaşayanları meyus etmişdir.
Azerbaycanın
istiklal mücahidlerinden ve mühacir ziyalılarından olan Hüseyn
Baykara “Türk kültürü” (Türkiye) dergisinde Osmanlı türklerine
olan reğbeti nezerde tutarak yazır ki, “Bu simpatiya ancak sözden
ibaret olarak kalmırdı. Balkan herbi sıralarında, bu herbi
rus hökumetinin provakasiya etdiyini Kazan, Krım, Daşkend ve Bakı
türk metbuatı rus senzurasından keçire bileceyi bir dille kapalı
şekilde müslüman halka yayınlayır ve kardaş Türkiyeye
yardıma koşulmağı telkin edirdi. Bu sebeble bütün rus
esiri türk ölkelerinden İstanbula könüllü ahını başlanmışdı.
Azerbaycan, Dağıstan ve Küzey Kafkazdan gelen könüllüler üçün
“Kafkaz Könüllü Hissesi” adı ile bir esgeri birlik kurulmuşdu.
O çağın idealizmine bir misal vermek üçün Azerbaycanın, böyük
milli şairi Cavad Ahundzadenin, pedakok ve şair Abdulla Şaikin de
könüllüler arasında bulunduklarını bildirmek yerinde olardı”
(3). Hüseyn Baykara diger bir eserinde de fikrini tesdikleyir. O yazır ki,
“1912-ci il Balkan müharibeleri başlamış, Osmanlı dövleti
dahilinde balkanlı, türkiyeli türk kardaşları kederli, böhranlı,
facieli günler yaşamakda idiler. Azerbaycanda kurulan “Kafkaz könüllü
hissesi” sıralarında Ehmed Cavad, Azerbaycan klassik edib ve şair
pedakoku Abdulla Şaikle birlikde, Trakiya cebhesinde soydaşları
olan Türkiye «Mehmed»lerile sengerlerde çiyin-çiyine döyüşe girmiş
ve düşmenle mübarize aparırdı. Balkan müharibesi kurtardıkdan
sonra Yusif Akçura oğlu, her iki Azerbaycan şairine, Azerbaycanda
onlara daha çoh ehtiyac duyulduğunu ve öz doğma yurdlarına dönerek
halkına hidmet etmelerini tövsiye edir. Bu tövsiyeden sonra her iki edib
Azerbaycana dönür” (4, s.175-176). Bu savaşlar esnasında Türkiyede
olan E.Hüseynzade mühtelif hestehanalarda hekim kimi çalışmış,
cebhede yaralanan türk esgerlerine tibbi yardımlar etmişdir. Eli
Heyder Bayat yazır: “Balkan herbinde öyretim üyeliyinden ayrılarak
savaş alanlarında Hilali-Ahmer (Kızılay) hestehanalarında
çalışmış, harbin sona ermesiyle tekrar eski görevine dönmüşdür”
(2, s.25).
M.E.Resulzade
de (22, s.23), M.B.Memmedzade de (18, s.43) tesdikleyir ki, Azerbaycanda
toplanan maddi yardımlardan başka, bir çoh genc müellim ve telebeler
derslerini ve mekteblerini burakarak Balkanlarda savaşan Türk ordusuna katılmak
üçün könüllü olarak gedirdiler. Betül Aslan, Memmed Sadık Arana
istinaden yazır ki, hetta Bakı milyonerlerinden Esedulla Eli bir
ekiple Balkan Herbinde iştirak etmiş ve zabitlik rütbesi almışdı.
Din hocalarından Ahmed Talıbzade Yusif ve arkadaşları da
Balkan Herbine gönüllü getmişdiler (6, s.51).
Ümumiyyetle,
Balkan müharibesinde iştirak etmek üçün Azerbaycandan Türkiyeye könüllüler
ahın etmiş, hetta İstanbulda bu könüllülerden ibaret “Kafkaz
könüllü kitası” teşkil olunmuşdur. Bu herbi hissede
Azerbaycandan başka, Kafkazdan ve diger yerlerden gelen könüllüler de
olmuşdur. Enver Paşanın himayesi altında kurulan dörd
taburluk Alayın komandanı Süleyman Esker bey, Kafkaz Tabur Komandanı
ise Cahangiroğlu İbrahim bey teyin edilmişdi. Daha sonra İbrahim
beyin kardaşı Hesen beyin de ona katılmasıyla birlikde
Bolkarlara karşı savaşmışlar. Hetta İbrahim bey,
Edirneye ilk giren küvvetler arasında olmuşdur (6, s.52). Azerbaycan
Türkleri arasında milli bilincin geliştiği ve Türkçülük
fikrinin ön plana çıktığı ve Balkan Herbinin yenice sona
yetdiyi bir dönemde ise, artık Birinci Dünya Savaşı başlamıştı.
Trablusgarp ve Balkan Savaşlarının uyandırdığı
milli heyecanın tesirleri Azerbaycan Türkleri arasında hale devam
ediyordu. Ahmet Ağaoğlu ve Hüseynzade Ali Beyin İstanbuldakı
faaliyetleri Türkiyede, Azerbaycan Türklerine karşı ilgiyi
ziyadesiyle artırırken Azerbaycan Türkleri de gerek kültürel ve
gerekse ticaret alanında Türkiye ile ilişkiler kurmaya çalışıyorlardı.
Nitekim, daha Birinci Dünya Savaşı başlamadan kısa bir süre
önce, Azerbaycanın en böyük tacirlerinden olan Hacı Zeynalabidin
Tagiyev bir temsilcisini Türkiyeye göndererek, fabrikalarında ürettiği
kumaşları Türk ordusuna satmak için girişimlerde bulunuyordu.
Tedkikatçı
Betül Aslan, Kurata istinaden yazır ki, son ana kader Azerbaycanda hiç
kimse Türkiyenin savaşa girme ihtimalını düşünmüyordu.
Osmanlı Devleti, tüm gayretlerine rağmen bu savaştan kendisini
kenar tutamayarak, Almanyanın da tazyiki ile, savaşın başlamasından
yaklaşık üç ay sonra savaşa girmek zorunda kaldı. Osmanlı
Devleti savaşa girerken bunun bir cihat olduğunu ilan etmiş ve tüm
dünya Müslümanlarını cihata çağırmıştı.
Ve bu sıralarda Azerbaycan türklerinin esas küvveleri Gence şehrinde
toplanmış “Difai” teşkilatı vasitesile Osmanlı
Devleti ile temasta bulunduğu da anlaşılmaktadır (6,
s.70-72). Nitekim 1915 yılı Şubatında, Feth Ali Hanın
yeğeni Emir Arslan Han Hoyski gizlice sınırı geçerek
Erzuruma gelmiş ve Türk makamlarıyla temas kurmuştur. Arslan
Han Hoyski “Difai” teşkilatının sözcüsü ile Transkafkasya
Müslümanlarının müstakil bir devlet kurmak arzularını Türk
makamlarına anlatmıştır. Onun teklifine göre, Bakı,
Gence, Erivan Guberniyalarıyla terek ve Dağıstanı dahil
ederek İsveçrevari müstakil bir devlet kurulması mümkündü.
Kafkaslarda Türkiye ile Rusiya arasında böyle büyük bir tampon devlet
kurulması fikri, Enver Paşa tarafından da muvafik bulunmasına
rağmen, Türk ordusunun Ruslar karşısındakı mağlubiyetleri
böyle bir projenin gerçekleşmesine mani olmuştu (25, s.115).
Arşiv
materiyalları da tesdikleyir ki, rus sansörü ve baskısına rağmen
Azerbaycan Türkleri fırsat buldukca, Türkiye ile temas kurmak ve bu
savaşta osmanlı Devletine yardımcı olmak için
faaliyetlerde bulunuyorlardı. Mesela Stavropol Gubernatorunun Bakı
Başnaçalnikine Şubat 1916 da, gönderdiği bir yazıda, bakı
tacirlerinden Hacı Zeynalibidin Tagiyevin vekil ettiği Rıza Bey
Memedovun Stavropol Guberniyasının kazalarında büyük
miktarda tahıl satın alarak, bu tahılı yalnız Bakıya
değil, İrana ve sonra Rusyanın düşmanlarının (Türkiye
kasdediliyor) erzak teçhizatına gönderdiyi belirtilerek, bunun araştırılması
istenmiştir (1).
Savaşın
şiddetli bir döneminde – 1916 yılında Kafkaz Cebhesinde, Türk
Ordusunun mağlubiyetleri Azerbaycan Türklerini ziyadesiyle üzmüş
ve Anadoludan gelen felaket haberleri, esir Türk askerlerinin Nargin Adasına
götürülüşü gibi olaylar, Azerbaycan Türklerini derinden yaralamıştı.
Osmanlı Devletinin Kafkaz Cebhesi savaşlarında Rusyaya mağlup
olması Azerbaycan türklerinin istiklal arzularını törpülemiş
ve onların bu konudakı ümitlerinin azalmasına sebep olmuştu.
Bu tarihlerden itibaren Azerbaycan türkleri ilgilerini, Rus işgaline uğrayan
yerlerdeki Müslüman harpzedelere, savaşta esir düşen Türk
esirlerine ve kendilerinin rus ordusunda bulunan Müslüman askerlerinin
problemlerine yönelttiler. Kafkaz Cephesi savaşlarında mağdur
duruma düşmüş öz kardeşlerine “Kardaş Kömeği”
parolası ile tarihte eşi benzeri görülmümiş bir yardım çalışmasına
giriştiler (6, s.73-74).
Kafkaz
Cebhesi Savaşlarında Müslüman-Türk Halkın Felaketlere uğraması
karşısında Azerbaycan Türkleri öz yardımlarını
esirgememişlerdir. Azerbaycana penah getirmiş müslüman kaçkınların
bir bölümü Gencede kalırken, bir bölümü dü Bakıya gelerek, Bakı
şehir idaresine başvurup, yardım istemişlerdir. Ancak, Bakı
Şehir Valisi Biç, onlara verdiği cevapda, isteklerini Şehir
Dumasına bildireceğini, şimdilik hiçbir yardım yapılmayacağını
söylemiştir (13, 1914 № 6.). Bu durum, “İkdam” yazarlarından
Hacı İbrahim Kasımof tarafından şiddetle eleştirilerek,
Biçin Müslüman firarilere verdiği cevabın kendilerini derinden
yaraladığı ve yasa boğduğu belirtildikten sonra, şöylece
sitemde bulunulmuştur. Bu sırada bazı Azerbaycan aydınlarının
girişimi ile şehir idaresinden izin alınarak, Türkiye sınırlarından
kaçıp gelen kaçkınlara milliyetlerine bakılmaksızın
yardım etmek meselesinin görüşülmesi için, 21 Aralık 1914 te,
Duma salonunda bir toplantı yapılması kararlaştırılmış
ve herkes bu toplantıya davet edilmiştir. 21 Aralıkta bu toplantıdan
arzu edilen neticeler elde edilememiştir.
Azerbaycana
gelen Müslüman kaçkınların sayısı gittikçe artmakta ve
bu durum önemli bir mesele halini almaktayudı. Artık Azerbaycan
kamuoyu bunların durumuyla daha yakından ilgilenmeye başlarken,
Azerbaycan kamuoyu bunların durumuyla daha yakından ilgilenmeye başlarken,
Azerbaycan Türk gazeteleri de halkı yardıma çağırıyordu.
“İkbal” gazetesinde Mehmet Emin Resulzade yazdığı bir
makalede, Azerbaycan halkının çok yardımsever bir halk olduğunu,
yardıma muhtaç herkese şimdiye kadar elinden gelen her türlü yardımı
yapmaktan kaçınmadığını, muhtac insanlara yardım
etmenin zaten bir vatandaşlık görüvi olduğunu ifade ettikten
sonra, Müslüman kaçkınlara yardım etmenin vatandaşlık görevi
olmasının yanısıra, ırkdaşlık ve dindaşlık
vazifesi olduğunu da vurğulamıştır (6, s.80).
Mehmet
Emin Resulzade, bu makalesinde, Müslümanların yaşadıkları
felaketler üzerine de durarak, Bakı Müslüman Cemiyeti-i Hayriyesinin Müslüman
kaçkınlarına yardım yapmak için bir şube oluşturmasını
ve diger cemiyet ve komitelerin de ona yardımçı olmasının
gerektiğini belrterek, şöyle demektedir: “... Elbette evvelce
mezkur Müslüman muhacirlerin mevcudu ve haralarda olduğu ve ne gibi
yerlerden kaçtıkları hakkında kafi malumat yığıp,
tahkikat icra eylemek ve hemen lazım gelen ianelerin toplanıpta
mahaline sarfolunmasına bakmaktır. İhtiyaç gündün güne artıyor.
Muaveneti bir an olsun geciktirmeye gelmez. Bu hususta kimse Müslümanları
ayrılık, seçkilikle de itham edebilmez. Müslümanlar sair vatandaşlarıyla
beraber, uhdelerine düşün vatan vazifesini zerre kadar ihmal etmediler ve
etmeyeceklerdir. Erbab-i vukuf bilir ki, her milletin zavallısına,
ancak o milletten olanlar niceki lazımdır. Yakınlaşıp
hakiki ve manevi muaveneti icra edebilirler. Bu cerh olunmaz bir hakikattır.
Bu hususta iki rey olabilmez” (12, 1914 № 820).
Tiflis,
Gence ve Bakı gibi şehirlere gelen Müslüman kaçkınların
sayısı artmaya başlayınca, Anadoluda Müslüman-Türk halkın
yaşadığı felaketin boyutu da yavaş-yavaş ortaya çıkdı.
1915 yılın Ocak ayından itibaren, hemen hergün Azerbaycan Türk
gazeteleri Kars, Ardahan, Batum vs. yerlerdeki Müslümanların başına
gelen felaketleri halka bildirmeye ve onları kardeşlerine yardım
etmek için davete başladılar. Anadoludakı Müslüman-Türk
ahalinin yaşadıkları felaketleri, Azerbaycan kamuoyuna duyuranların
başında gazeteçi Ömer Faik Nemanzade geliyordu. O, “İkbal”
gazetesinde yazdığı “Tecili Yardım Lazım” adlı
makalesinde, sınır boylarındakı müslümanların karşı
karşıya kaldıkları felaketlerden bahsederek, yüzbinlerce Müslümanın
evsiz, barksız kaldıklarını, kadın ve çocukların
aç ve hasta olduklarını, eğer onlara acil yardım yapılmaz
ise, hepsinin ölmeye mahkum olduğunu, Ardahan Müslümanlarının
yürüyerek, yüksek karlı dağları geçmeye çalıştıklarını
ve bir çoğunun karlı yollardan açlık ve soğuktan hayatlarını
kaybettiklerini belirttikten sonra şöyle demektedir: “Ümid edirik, Bakı
Cemiyet-i Hayriyesi, Bakı erbab-i hamiyeti felaketin büyüklüğünü,
vaktin darlığını kömeğin aceleliğini nazara alıp,
iane yığmak zahmetini tezlikle alır. Biz iane yığmakla
meşğul olanda, iane komisiyası üzvleri de telesik felaket
yerlerine o dötr okruğa (Kars, Ardahan, Kağızman, Oltu) gidip,
bedbahtlığın yürek parçalayan haletini öz gözleri ile görüb
bildirirler” (6, s.81-82).
Hüseyn
Baykara “Azerbaycan İstiklal Mücadelesi Tarihi” eserinde yazir ki,
Ahmet Cevat, “Ne Gördümse” adlı şiirinde, kardeş halkın
böyle bedbaht bir gününde Karsta karşılaştığı yürek
parçalayıcı manzarayı şu şekilde dile getirmişti:
“Armağanım
yaslı nağme
Bir
kuş oldum, çıktım yola
Gittim,
gördüm dost ilinde
Ne
bir ses var, ne bir layle” (4, s.193-194).
Azerbaycan
Türk gazetelerinde çıkan haberler, Azerbaycan Türkleri arasında böyük
bir heyecan meydana getirmişti. Gazeteler halka yardımlarda bulunmaları
için çağrılarda bulunuyor, Kars, Ardahan vs. bölgelerden
Azerbaycana gelmiş ve durumları çok kötü olan Müslüman kaçkınlara
yardım edilmesi isteniyordu. “İkdam” gazetesinde, 23 Ocak 1915
tarihinden itibaren “Kars felaketzedelerine muavinet ediniz” başlığı
altında, Kars ve etrafındakı Müslümanların katledildikleri
birçoklarının vatanlarını terketmek zorunda kaldıkları
belirtilerek, bunlar için yardım yapılması isteniyor ve yardım
yapan şahıslara ait isimlerin yer aldığı listeler yayınlanmaya
başlanıyordu (13, 1915 № 27).
Felaket
haberleri sade Azerbaycan Türklerinde büyük hecan yaradırken,
Azerbaycanlı zengin, aydın ve idarelerde yer alanların, ilk başlarda
sessiz kaldıkları ve yardım için harekete geçmedikleri anlaşılmaktadıt.
Hacı İbrahim Kasımof, “İkdam”da yazdığı
“Kömek lazım” başlıklı makalesinde bunlara seslenerek,
Ermenilerin kendi kaçkınları için yaptıkları fedakarlıklarını
örnek göstererek şöyle diyordu: “Efendiler! Bir Ermeni komşumuza
bakıp onlardan ibret alın. Bir Ermenilerin öz firarileri için
ettikleri canfeşanlığı, ettikleri fedakarlıkları
seyredin, sonra özünüzdeki sehlenkarlıklara bakıp bir hacalet çekiniz.
Muhterem Efendiler! Yalnız bu firariler deyil, onlar bir niçe ailedir,
dolanır. Yalnız bunu biliniz ki, sizleri millet intihab edip, milletin
karşısında sizler mesulsunuz. İhtiyacımızı
ref etmek sizin vazifenizdir. İşte millet bugün öz efradının
küçelerde ayak yalın, baş açık dilenmesini istemiyor. Her gah
millet kayğıkeşi iseniz, özünüzde olan hiss-i milliyeyi gösterip,
Müslüman muhacirlerin, Müslüman firarilerin refah halı için bir iş
görünüz” (15). O, “Basiret” gazetesinde yazdığı “Kars
Felaketzedeğanı ve Bakı Müslümanları” adlı
makalesinde de, Kars ve etrafındakı Müslümanların
katledilmesinden, onların acınacak durumlarından bahs etmiş,
bu günlerin Azerbaycan halkı için bir imtihan günü olduğunu
belirtmişti (16).
Azerbaycan
Türklerinin Kafkaz Cebhesi savaşlarinda zerar gören Müslüman-Türklere
kardeşlik yardımlarında Bakı Müslüman Cemiyet-i
Hayriyesinin kayretleri çok böyükdür. Rus hükumetinden yardım için
izin alınması ve ilk yardım çalışmaları döneminde
bu sahede fealiyetler genişlendirilmiştir. 26 ocak 1915 senesinde Bakı
Müslüman Cemiyet-i Hayriyesinin tertib etdiyi bir toplantıda cemiyyetin
başkanı Mirza Esadullayev, durumu bildirerek, yardım toplanması
için izin alındığını anlatdı ve bu hususta
tekliflerini verdi. Bu fealiyetlerin çok böyük neticeleri oldu, semiyyet
tarafından oluşturilan “Harbzede müslümanlara Muavenet Komitesi”
ilk toplantısında, ilk yardımları felaket bölgelerindeki
müslümanlara ulaştırmak üzere bir heyet oluşturdu. 1 Şubat
1915 yılda “İkdam” gazetinin 34-cü sayısında yazılırdı
ki, iki vagon çay, un ve geyim eşyalarından oluşan bu yardımı
götürecek heyetin başkanlığına Ağabala Kuliyev
getirilmişti. Heyet içerisinde Mirza Yusuf Hanov, Mehmet Hasan Hasanov,
Doktor Vekilov ve Genceden Safikurdski bulunmakda idi. Heyet Kars, Sarıkamış,
Horasan ve çevre yerleri gezerek, getirdikleri yardımları halka dağıttıkdan
sonra, Bakıya dönerek cemiyyete bir rapor takdim etmiş, bu bölge müslümanlarının
ağır durumunu bir daha beyan etmiştir. Yine Mirza Esadullayevin
başkanlığında bir komite kurulması kararlaştırıldı
ve bu komiteye bir kism aydınlar dahil edildiler. Bu tedbirlerin
neticesinde görülen çalışmalardan biri de “Kardaş Kömeği”
gazetesinin ortaya çıkışı oldu.
Azerbaycan
türk kezet sahibleri ve yazarları tarafından yahınlaşan
Nevruz bayramı münasibetile, bayramın ikinci günü “Kardaş
kömeyi” adı ile bir gazete çıharılması kerarlaşdırılmış
ve çalışmalara başlanılmışdı. Bu heyete “İkbal”
gazetesinden M.E.Resulzade, “Seda” gazetesinden H.B.Vezirov ve “İkdam”
kezetinden Mahmud Nedim Karagözov seçilmişdiler. Bununla bağlı
toplantıda kebul edilen kerara göre, “Kardaş kömeyi” kezeti
Nevruz bayramının ikinci günü çıharılacak ve o gün Bakıda
heç bir müslüman kezeti çıharılmayıb, bu kezetden elde edilen
gelirin hamısı müslüman herbzadeler yararına kullanılacaktı
– istifade edilecekdi (13, 1915 № 65).
Bu
kerarlar doğrultusunda yapılan çalışmalar semeresini vermiş
ve “Kardaş kömeyi” kezeti bir günlük gecikme ile Novruz bayramının
üçüncü günü yalnız bir sayı çıkarılmışdı
(14). Gazetenin imtiaz sahibliyini ve sorumlu müdirliyini Bakı Müslüman
Heyriyye Cemiyyetinin başkanı Mirze Esedullayev üzerine alırken,
(30, 1915 № 14) gazetenin çıharılması üçün lazım
olan kağızı da Haşım bey Vezirov, Orucov kardaşları
ve “İkdam” kezetinin sahibi Eli Muhtar Eli Ekberov karşılamışlar
(13, 1915 № 65). Bundan başka, “Kardaş kömeyi” kezetinin çıharılması
işinde emeyi keçen yazar ve işçiler de dahil, heç kimse hakk almamış,
hamı könüllü olarak pulsuz çalışmışdır (13,
1915 № 65).
“Kardaş
kömeyi” kezetinin baş kisminde “Milli felaket karşısında,
milli metbuatımızın ittihadını gösterir bu kezete
hasilatı herbzede müslümanlar nefine olmak üzere bir günlük neşrolunur”
yazısı bulunmakda olub, gazete de Kafkas Cephesi savaşlarında
Kars ve çevresinde yaşayan müslümanların maruz kaldığı
felaketlerden bahsedilerek, bunlar için Azerbaycan halkı kardeş yardımına
davet edilmiştir (14). Ayrıca, Azerbaycan Türk kadınlarının
“Kardaş Kömeği konusunda duydukları hassasiyet ve yapdıkları
yardım çalışmaları gazetenin sütünları arasında
yer almıştı” (32).
“Kardaş
Kömeği” gazetesi 10 kapık fiyatla sunulmuş (13; 14) ve
gazetenin satışından 1300 manat gelir elde edilerek, bu paranın
hepsi Kars, Ardahan vs. yerlerde felakete uğramış harpzede müslümanlar
için kullanılmıştır (30, 1915 № 23; 7, 1916 №
10). “Kardaş Kömeği” gazetesinin çıkarılmasından
bir müddet sonra, bunu örnek alan Bakidakı Azerbaycan Türk şairleri
de bir araya gelerek, müslüman harpzedeler yararına “Kardaş Kömeği”
adıyla bir dergi çıharmağı kararlaştırmışlardır.
Bu amaçla Azerbaycandakı bütün Türk şairleri çağrıda
bulunarak, bu dergide yayınlanmak üzere şiirlerini “Dirilik” ve
ya “Babayi Emir” dergilerinin idarelerine göndermeleri istenmiştir.
Ancak, Azerbaycanlı şairlerin bu iyi niyyetli çalışmalarının
sonuç vermediyi ve 1915-ci ili içerisinde bu dergini çıharamadıkları
anlaşılmakdadır.
Kafkaz
Cephesi savaşlarında Anadoluda Rus işğaline uğrayan bölgelerde,
felakete düşen kardeşlerine Azerbaycan Türklerinin başlattıkları
yardım toplama çalışmaları, Mart 1915 den itibaren daha düzenli
bir hal almıştır. Nevruz Bayramı dolayısıyla
Azerbaycan Türkleri yardım toplama çalışmalarını hızlandırmışlar
ve Azerbaycan Türk basını da bir günlük “Kardaş Kömeği”
gazetesi çıkarmış ve bu gazetenin satışından 1300
Manat elde edilmişdi. Bu çalışmalar, Azerbaycan halkının
kardeşlerine yardım etmek için her türlü fedakarlığı
yapmaktan çekinmediklerini açıkça göstermişti. Bunu üzerine Bakı
Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi, Bakı şehir idaresine meracaat ederek,
Kars, Ardahan vs. yerlerde felakete uğramış Müslümanlara
Bakıda bir günlük yardım toplamak için izin aldı (30, 1915
№ 23). Bu izinden sonra 7 Mayısı “Kardaş Kömeği Günü”
ilan ederek, Bakı halkını yardıma davet etti ve hazırlıklara
hemen başlanıldı. Yüzlerce Azerbaycanlı kadın ve genc
Cemiyet-i Hayriyenin binasına gelerek, bu hazırlık çalışmalarına
katıldılar (5, 1915 № 44).
Azerbaycan
Türkleri Kafkaz Cephesi savaşlarında felakete uğrayarak, mağdur
duruma düşmüş kardeşlerine yardımçı olabilmek için
çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardı. “Kardaş Kömeği”
genleri tertip edilmiş, tiyatro, opera gimi gösteriler düzenlenerek,
bunlardan elde edilen gelirler, Anadoluda zor duruma düşmüş kardeşleri
için kullanılmak üzere Bakı Müslüman Cemiyet-i Hayriyesine teslim
edilmişdi. Yine 1915 yılı Mart ayında bir sayılık
“Kardaş Kömeği” adıyla bir gazete yayınlanmış,
gazetenin geliri “harpzedeler” yararına kullanılırken,
Azerbaycan halkı da yardıma davet edilmişdi. Savaş boyunca
Azerbaycan Türkleri Anadoludakı kardeşlerine yardım ede bilmek
için her fırsattan istifade etmişlerdi. Her kesimden insanların
katıldığı yardım faaliyetlerine, Azerbaycanda bulunan
yazar şairler de özel bir dergi çıkararak iştirak etmek
istiyorlardı. Aslında ilk günlerden itibaren Azerbaycanda çıkan
gazetelerde, Anadolu felaketzedelerine yardım yapılması için yüzlerce
makaleler yazarak, Azerbaycan halkını bu konuda bilgi ve bilinçlendiren
onlar olmuştu.
Ocak
1917 yılında Bakıda bir toplantı düzenleyen Azerbaycanlı
Türk yazarlar, geliri “harpzedelere” harcanmak üzere “Kardaş Kömeği”
adıyla bir dergi çıkarmayı kararlaştırdılar.
Azerbaycanlı Müslüman yazarlar tarafından bir sayı olarak çıkarılacak
bu dergi için, Bakı Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi gerekli olan izni
alacak ve Cemiyetin başkanı Mirza Esadullayev de derginin sorumlu müdiri
olacaktı (7, 1917 № 39).
1917
Şubat ayında çıkarılması kararlaştırılan
“Kardaş Kömegi” dergisi bazı sebeplerden dolayı gecikerek
ancak Mayıs 1917 de çıkarılabilmiştir. Mehmet Emin Resulzadenin
sahibi olduğu “Açık Söz” gazetesinin “Elektrik Matbaası”nda
basılan dergi, 80 sayfadan ibaret olup, 1 manattan satışa
sunulmuştur. Arap harifleriyle, Türkçe olarak çıkarılan
“Kardaş Kömeği” dergisinin başında, “Hasilatı
harbzedeler faidesine gitmek için muharrirler tarafından neşrolunmuş
siyasi, edebi, içtimai bir mecmuadır” şeklinde yazılarak çıkarılış
amacı belirtilmiştir. “Kardaş Kömeği” dergisinin
Şubat degil de, Mayıs ayında çıkması daha iyi olmuştur.
Çünki Rusyada meydana gelen 1917 Şubat İhtilalinin tesiriyle
Azerbaycanda Rus sansür ve kontrolü azalarak, serbest bir ortam oluşmuştur.
Bu sebeple, daha önce yazıldığında sansüre uğrayabilecek
pek çok yazı sansür ve denetimden kurtulmuş, Azerbaycan Türk
yazarları düşüncelerini, daha hür ve sansür endişesi
olmadan kaleme alabilmişlerdir (6, 109-110).
Bakı
Müslüman Cemiyeti hayriyesinin Kafkaz Cephesinde Savaştan zarar görün müslümanlara
yardım etmek üzere görevlendirdiği baş temsilçi Dr.Hüsrev Paşa
bey Sultanovun bu sahada fedakarlıkları barede de o dönemin
gazeteleri yazmaktadır.
Çalışmaların
bele bir vüset alması sonraki yıllarda da öz behresini vermiş,
bu kardeşlik kömeği iyirminci yılların evvellerine kader
davam etmişdir. İster muhtelif hayriye cemiyetleri, ister teşkilat
ve müessie olsun, isterse de şahslar tarafından bu yardımlar
devam etdirilmiştir. Azerbaycan aydınları bu zavallı kaçkınlara,
yetim çocuklara, esirlere yardım için hiç bir fedakarlıkdan çekinmemişlerdir.
XX esrin ilk illerinden başlatılan, Balkan savaşı döneminde
güclendirilen, bu karşılıklı kardeşlik yardımlaşmaları
sovet döneminin ilk illerine kader devam etmiş, Atatürk ve Neriman
Nerimnovun kayretleri ile daha böyük boyutlar kazanmıştır (26,
142-160). Biz bu yazımızda yalnız bir kısım tarihi
faktlara tokuna bildik ve bu hakda bir sıra deyerli tetkikatların
olmasına rağmen, konu ile ilgili bundan sonra da daha mükemmel araşdırmalara
ihtiyac duyulmaktadır.
Kaynaklar
1.
Azerbaycan
Cumhuriyeti Merkezi Devlet Yeni Tarih Arşivi, F. 498, Op. 1,D.98, L.52.
2.
Bayat
A.H. Huseynzade
Ali Bey (Prof. Dr. Hüseyinzade Ali Turan) ve Türkiyede yayınladığı
eserleri. İstanbul, Türk Dünyası araşdırma vakfı,
1992.
3.
Baykara
Hüseyn. Türk ordusunda Azerbaycan esgeri hisseleri. “Türk kültürü”,
1964, sayı 22.
4.
Baykara
H. Azerbaycan istiklal mübarizesi tarihi. Bakı, Azerneşr, 1992.
5.
“Basiret”
gazetesi, 9 May/Mayıs 1915, № 44.
6.
Betül
Aslan. I. Dünya savaşı esnasında “Azerbaycan türkleri”nin
“Anadolu türkleri”ne “Kardaş kömegi (yardımı)” ve Bakü
müslüman cemiyet-i hayriyesi. Ankara, Atatürk kültür merkezi başkanlığı
yayınları, 2000.
7.
“Doğru
söz” gazetesi, 14 Yanvar/Ocak 1917, № 39; 7 mayıs 1916, №
10.
8.
Esedli
Minahanım. Yusif Ziya Talıpzadenin heyatı ve mühiti (1873 -
1923). Bakı, Nurlan, 2005.
9.
“Fuyuzat”
dergisi, 13 dekabr, 1906-ci il, № 2.
10.
Huseynzade
E. Kırmızı karanlıklar içinde yaşıl işiklar
(Tertib edeni: Ofelya Bayramlı). Bakı, Azerneşr, 1996.
11.
Huseynzade
E. Türkler kimdir ve kimlerden ibaretdir (Tertib edeni: Ofelya Bayramlı).
Bakı, Mütercim, 1997.
12.
“İkbal”
gazetesi, 22 Dekabr/Aralık 1914, № 820.
13.
“İkdam”,
gazetesi, 23 Yanvar/Ocak 1915, № 27; 1 Fevral/Şubat 1915, № 34;
6 Mart 1915, № 63; 9 Mart 1915, № 65; 25 Dekabr/Aralık 1914,
№ 6.
14.
“Kardaş
Kömeği” gazetesi, 11 mart 1915.
15.
Kasımov
Hacı İbrahim. “Kömek lazım”, “İkdam”, 29 Dekabr/Aralık
1914, № 7.
16.
Kasımov
Hacı İbrahim. “Kars Felaketzedeğanı ve Bakı Müslümanları”,
“Basiret”, 17 Dekabr/Aralık 1915, № 36.
17.
Keykurun
Naki. Böyük bir hayırsever Hacı Zeynalabidin Takızade. “Azerbaycan”,
Ankara, mayıs 1957, sayı: 14(62), s.16-19.
18.
Memmedzade
M. B. Milli Azerbaycan herekatı. Bakı, Nicat, 1992.
19.
Mustafayev
K. XX esrin evvelerinde Azerbaycanda islam ideologiyası ve onun tenkidi.
Bakı, Maarif, 1973.
20.
Ot
kökü üste biter: Akademik Kamal Talıbzade ile müsahibe. “Halk”
kez., Bakı, 5 iyun
1999.
21.
Resulzade
M.A. “Müsavat” partisinin kuruluşu, “Azerbaycan” (Ankara),
Azerbaycan kültür dernegi Aylık Yayın Orkanı, sayı:167
(2), şubat 1966, s.12-18.
22.
Resulzade
M.E. Azerbaycan Cümhurmyyeti. Bakı, Elm, 1990.
23.
Sarvan
M. Borçalı alimleri. Bakı, Azerbayzan Milli Ensiklopediyası,
2001.
24.
Suleymanlı
M.A. M.E.Resulzade ve Azerbaycan
medeniyyeti: senetş. nam…dis. Bakı, ADMİU-nun kitabhanası
2000.
25.
Svietochovski
Todeusz. Müslüman cemaatten ulusal kimlige Rus Azerbaycanı 1905-1920. (Türkcesi:
Nuray Mert). Ankara Bağlam yayınları. 1988.
26.
Şamil
Kurbanov. Neriman Nerimanov (ömrünün son illeri). Bakı, “Azerbaycan”
neşriyyatı, 2003, 142-160.
27.
Talıbzade
Kamaln tekdimatında Abdulla Şaikin “Sultana Kuran aparılması”
mekalesi. “Elm” kez., mart 1992, № 6 (403).
28.
Talıbzade
K.A. Ahund Yusif Talıbzade. “Odlar yurdu” kez., 10-17 sentyabr 1992,
№ 26; 24-30 sentyabr, 1992, № 27.
29.
Talıbzade
K. Azerbaycanlı panisamist Ahund Yusif. “Odlar yurdu” kez., 24-30
sentyabr 1992, № 27.
30.
“Taze
Haber” gazetesi, 7 mart 1915, № 14;
9 May/Mayıs 1915, № 23.
31.
“Türk
yurdu” jurnalı, hicri 1327, № 3, 5, 7, ve 1328-ci il, № 10.
32.
Yusuf
Ali, “Felaket Karşısında Kadınlarımız”,
“Kardaş Kömeği”, 11 mart 1915.