Dr.Dos.
Minaxanım ƏSƏDLİ
Axund Yusif Ziya Talıbzadənin Türkiyədəki dini,
siyasi ve hərbi fəaliyyətləri (1906-1918)
Özet: XX esrin evvellerinde Azerbaycan ictimai-siyasi, elmi-medeni ve
dini-kulturoloji fikrinin feal nümayendelerinden biri – Azerbaycan edebiyyatının
klassiki Abdulla Şaikin böyük kardaşı Ahund Yusif Ziya Talıbzadenin
dini, siyasi ve herbi fealiyyetinin 1906 – 1918-ci illeri ehate eden Türkiye
dövrü araşdırılır. Onun Osmanlı sultanına Kuran
aparması hadisesi, Balkan herbi ve Birinci Dünya savaşında iştirakı,
Kafkaz İslam Ordusundakı fealiyyetleri arhiv materiallarına ve
elmi menelere istinaden tedkik edilir.
Summary: An article studies social and political, scientific
and cultural and religious and cultural thoughts of the Azerbaijan
classic Abdulla Shaig’s eldest brother, akhund
Yusif Ziya Talibzade and his religious, political, and military activity
(1906-1918) in Turkey. Based on archive sources an article also describes his
delivery of Koran to Turkish sultan, participation in the Balkan War and First
World War, activity in Caucasus Islamic Army.
Azerbaycanın ünlü elm, medeniyet, siyaset ve
herbi hadimi Y.Z.Talıbzade Türkiye “İttihad ve terekki” komitesi
ve Türkiyede fealiyyet gösteren “İttihad ve terekki” cemiyyeti ile sıhı
elakede olmuştur. Hüsusile de 1908-ci il Türkiye inkilabından sonra
mühaciretde olan türk panislamistleri ve pantürkislerinin hamısı
Vetene kayıtdıkdan ve Rusiyalı ekide yoldaşlarının
da İstanbula penah getirmesinden etibaren münasibetler daha da müntezem
harakter daşımışdır.
Azerbaycanın mühacir ziyalılarından
olan Nağı Keykurun Ankarada neşr olunan “Azerbaycan” aylık
kültür dergisinde “Böyük bir heyirsever Hacı Zeynalabdin Tağızade
(hatire defterinden bir yarpak)” başlıklı mekalesinde yazır
ki, Kurani Kerimi ilk defe Azeri şivesiyle türkceye tercüme etdiren Hacı
Zeynalabdin olmuştur. Bu Kurani Kerimi 4000 altun lire deyerinden ziynetli
daş ve almazlarla bezeyerek Yusif Ziya Talıbzadenin vasitesi ile
İstanbula Sultan Ebdülhemide hediyye olarak gönderir (6, s.17).
Hekiketen de menbelerde “Azerbaycan Türklerinin
Bakı Müslüman Cemiyyeti Heyriyyesi vasitesile, 1906 – 1907-ci illerde
Osmanlı Hökumeti ve Padişah ile ilişgiler kurduğu görülmekdedir.
Hetta cemiyyet bu tarihlerde, cemiyyetin üyesi Talıbzade Ahund Yusif
Efendini İstanbula göndermişdir” (4, s.44; 7).
Demeli, Ahund Yusifin Türkiye ile elakelerinin esasında
heyriyye ve maarif cemiyyetleri durmuştur. Bu gedişlerde diger
meksedlerle yanaşı, Ahund Yusifin publisitik fealiyyeti de ehemiyyetli
yer tutmakdadır.
1905-ci ilden etibaren Azerbaycan türkleri hem
ferdi olarak, hem de cemiyyetler halında Türkiye ile münasibetler kurmuşlar.
Onlar Azerbaycan halkının sosial ve medeni bahımdan inkişafında
Osmanlı dövletinden yardımlar istemiş, tehsil ve din sahelerinde
Türkiyeden bezi telebler etmişler. Bakı Müslüman Heyriyye
Cemiyyetinin kuruluşunun ilk illerinde, Osmanlı padişahı ve
hökumeti ile elakeler kurmak üçün cehdler edilmişdir. Bu meksedle
cemiyyetin üzvü, müellimlikle yanaşı, hem de Bakıda çıhan
“Teze heyat” kezetinin yazarı olan Ahund Yusif Talıbzade 1907-ci
ilin temmuzunda İnstanbula gönderilmişdir. A.Y.Talıbzade özü
ile Bakı Müslüman Heyriyye Cemiyyeti İdaresinin möhürü ve
Heyriyye Cemiyyeti ve Neşri Maarif Cemiyyetinin reisi – Hacı
Zeynalabdin Tağıyevin imzası olan bir vekaletname aparmışdır.
Türkiye Cümhuriyyeti “Başbakanlık
Osmanlı Arhivi”nde mühafize olunan tarihi senedlere istinaden, tedkikatçı
Betül Aslan bu mövzuda çoh geniş bilgiler verir (4). Onun tekdimatında
sözügeden vekaletname hakkında tam melumat alırık:
“Vekaletname
Bu ahır vahtlarda Rusiyada sakin otuz milyon Müslüman
Cemaeti arasında terekki ve teali meyyali görünmekdedir. Ancak bizlerin müntezem
mekteblerimiz ve kütubi-elmiye ve fenniye ve tedrisiyyelerimiz lüzumi
derecesinde mövcud bulunmadığından hilafeti-celilei uzmanın
sayei-maarif vayesinde yaşayan müslümanlarla bir kat daha elake ve rabite
kesb etmek meksediyle Cemiyyeti İslamiyye ezalarından, Ulumi Arabiyye
Müderrisi ve Mektebi İdadi Müellimi Ahund Yusif Talıbzade Efendi
teatii efkar ve vesateti lazımede bulunmak meksediyle merkezi hilafeti uzma
olan Dersaadete irsal olundu.
Dersaadet memurin-i aidesi terefinden kendisine müavinet-i
lazimede bulunulmasını biz Rusiya Müslümanları istirham ederiz.
|
Mühür
Bakı
MüslümanCemiyyet-i Heyriyye İdaresi |
Neşr-i
Maarif ve Umur-ı Heyriyye Cemiyyet-i İslamiyye Reisi General
Hacı Zeynalabidin Tağıyev” |
Betül Aslanın haklı olarak yazdığı
kimi (4, s.64), bu vekaletnamede maraklı olan teref yalnız Azerbaycan
müslümanları üçün deyil, Rusiyada yaşayan 30 milyon müslüman
üçün yardım teleb edilmesidir. Heyriyye Cemiyyeti terefinden verilmiş
bu vekaletname ile İstanbula gelen Talıbzade Yusif Efendi, Sedaret
mekamına 31 iyul 1323 (19 avkust 1907) tarihinde tekdim etdiyi (Başbakanlık
Osmanlı Arhivinde mühafize olunan) yazıda, özünün Heyriyye
Cemiyyetinin idare işlerinde vezife daşıdığını,
ülema bir aileden geldiyini, Rüs yüksek okulundan mezun olduğunu,
Zeynalabidin Tağıyevin, Rusiyada bezi kandırılmış,
ağılsız müslümanların hilafet mekamı ve Osmanlı
padişahı hakkında yapdıkları kerezkerane neşriyyata
cavab vererek, onları tesirsiz burahmak, müslüman ehalini menen ve dinen
hilafet mekamına daha küvvetli olarak bağlamak ve onları aydınlatmak
üçün neşr etdiyi günlük “Teze Heyat” kezetinde (1907 – 1908-ci
iller arasında Bakıda çıhan edebi, siyasi, iktisadi türk
kezetinin mesul müdiri ve baş yazarı Haşım bey Vezirov olmuştur
– M.E.) yazarlık yapdığını bildirdikden sonra, Bakıda
İslam Heyriyye Cemiyyetinin kurucusu ve başkanı olan Hacı
Zeynalabdin Tağıyevin tekib etmeye çalışdığı
hetti hereketi, ana hetleriyle bu şekilde bildirmişdir:
“1. İndiye keder Kafkaz Türkleri yazışmalarında
hep farscanı kullanmışlar. Bundan sonra farscanın yerine
ana dilimiz olan Türkcenin kullanılması ve gelişdirilmesi.
2. Bilumum mekteb kitablaramızın Osmanlı
türkcesi ile yazılması.
3.Mekteblerimizin prokramının Osmanlı
Maarif prokramına göre yapılması.
4. Merkezi İdaresi Bolkarıstanın
Varna şeheri ile İranın Urmiye şeherlerinde bulunan
“Ermeni-Amerikan ve Ermeni-Proteston Komitei Muzırrasının
Kafkaz ve Azerbaycan türklerini Hilafet mekamına bağlılıkdan
ve mükeddes kaye olan Islam ittihadından uzaklaşdırmak üçün
erebce, türkce, farsca ve kürdceye vakif olan ermeniler terefinden Kafkaza
zererli neşriyyatlar sohulmakdadır. Bunları bir an önce tesirsiz
hala getirmek ve Kafkaz müslümanlarını etkilemerini önlemek üçün
karşı neşriyyatda bulunulması.
5. İrana, Misire ve Avropaya ferarilik edib,
oralarda tutunamayarak Kafkaza dönmek isteyenlere izin verilmemesi.
6. Mekteb müdirleri ve öyretmenlerin Osmanlı
Hökumetinin de uyğun görmesi ile İstanbuldan tedarük edilmesi.
7. Dini kitabların tefsirleri, peyğemberimizin
hedisleri, ehlaki kitablar ve bu konulardakı yararlı tamimlerin yayınlanması”
(4, s.64-65).
Y.Z.Talıbzade Bakı Müslüman Heyriyye
Cemiyyetinin ve onun sedri H.Z.Tağıyevin heyata keçirmeye çalışdığı
esas meseleleri bu şekilde açıkladıkdan sonra Kurani Kerimin Hacı
terefinden hazırlatdırılmış üç cildlik
türkce tefsirini, onun (H.Z.Tağıyevin) yazdığı
bir mektubla birlikde, Osmanlı Dövletinin Padişahı ve müslümanların
helifesi olan II Ebdülhemide verilmek üçün Sedaret mekamına tekdim etmişdir.
H.Z.Tağıyev terefinden Osmanlı Padişahı Sultan II Ebdülhemide
A.Y.Talıbzade vasitesile gönderilen hemin mektubun metni beledir:
“Atabe-i felek-mertebe-i cenab-ı
zillullahi azamiye Veli-ni met-i cihan efendimiz hazretleri!
Bu ana keder Rusya Devletinin taht-i hükümetinde
bulunan biz otuz milyon Türk Müslümanlarının beyninde Türk lisanında
Kuran-ı Şerifin tefsiri bulunmadığından ekseriyyetle
onun mezamin-i alieysinden istifade-yab olamıyorduk. Lihaza bu ahır
vakitlerde saye-i hilafetvaye-i cenab-ı zillullahi azamilerinde Bakü ülemasından
vilayet kadısı kulları vasıtasıyla Kelamullah-ı
Şerifi Türk lisanında
tefsir etdirüb tab ve neşrine muvaffak oldum.
Ahd-i meali-vefd-i cenab-ı padişahilerinde
hasıl olan işbu muvaffakiyyet-i kemteranenin şükranesi yolunda
huzur-ı celil-i şehriyarilerine mahza arz-ı fariza-i
ubudiyyete vesile olmak üzre mezkur tefsir-i şerifden huzur-ı
bahirun-nur-ı hilafet-penahilerine bir takım takdim ettim. Eltaf-ı
aliye ve merahim-i mütealiye-i hazret-i hilafet – Penahilerinden kabülünü
istirham ederim. Ol babda ve katibe-i ahvalde emrü ferman veli-nimet-i cihan
halife-i bil-hakk ve padişah-her-dem-muvaffak efendimiz hazretlerinindir.
|
Mühür
Bakü
Müslüman Cemiyyeti Hayriye İdaresi
|
Neşri
Maarif ve Umur-ı Hayriyye Cemiyyet-i İslamiyye Reisi General
Hacı Zeynalabidin Tagiyef Kulları 25 Şehr-i Cumad-el-üla
1325 Şehir Bakü” (4, s.65-66). |
Başbakanlık Osmanlı Arhivinde apardığı araşdırmaların
neticesinde, Betül Aslan bele bir kenaete gelir ki, Bakı Müslüman
Heyriyye Cemiyyetinin Ahund Yusif Talıbzade vasitesile gösterdiyi bu
seylere, Osmanlı Hökumeti terefinden nece bir cavab verilmesine dair bir
sened ve ya menbe aşkar edilmemişdir. Ancak 1907-ci ilden sonra Türkiyeden
Azerbaycana müellimler, din adamları, dini kitablar ve metbee levazimatları
gönderildiyi ve Kafkaz müslümanları ile daha sıh münasibetler
kurulmasına çalışıldığı görülmekdedir.
İstanbula edilen bu sefer belke de Yusif Ziyanın
Osmanlı dövleti ile gelecek ilişgileri üçün mühüm bir esas olmuş
ve gelecekde onun kardaş ölke ile bağlantısının bünövresini
koymuştur. N.Keykurunun adıkeçen mekaesinden biz Yusif Ziyanın
Osmanlı sultanı Ebdülhemid seviyyesinde kebul edilmesini ve o dövrde
islam dinine olan katı mühafizekar münasibeti öyrenirik. Müellif
mekalede Yusif Ziyanın Osmanlı sarayında karşılanmasını
tefsilatı ile nekl ederek bildirir ki, o, İstanbulda tacir Şirvanlı
Sefter beyle birlikde saraya gederek Hacı Zeynalabdinin hediyyesinin padişah
terefinden kebulunu hahiş edir. Saray naziri Kuranı tedkik edir ve türkce
olduğunu anlayır. O, müsafirlere müracietle: İndi
Sultan hezretlerinin hüzuruna çıhacak ve salam vereceksiniz, men
danışacağam – deyir. Sultan Ebdülhemidin hüzurunda nazir:
– Sultanım, zatişahanelerine Misirden hediyye olarak Kurani-Kerim göndermişler,
kebulunu rica edirler – deyir. Sultan Kurani-Kerimi öperek kebul buyurur. Bayıra
çıhandan sonra Yusif Ziya bey: “Paşam, neden bele söylediniz, –
deyir. Nazir ise: Aman susun, eger “Helifei müslimin” hezretleri Kurani
Kerimin cesaret edilerek türkceye tercüme
edildiyini duyacak olursa, kiyamet koparar (6, s.18).
Yusif Ziyanın Osmanlı Sultanını
ziyafeti ile bağlı diger menbelerde
de melumatlar vardır. Betul Aslan bu hakda yazır ki, “Talıbzade
Yusif Efendi … Hacı Zeynalabdin Tağıyev terefinden hazırlattırılarak
üç cilt halınde “Keşfül Hakaik” adıyla neşrettirilen
Türkce Kurani Kerim tefsirinin özel olarak hazırlanmış bir baskısını,
Cemiyyetin Başkanı Zeynelabidin Tagiyevin Padişaha yazdığı
bir mektubla birlikte, Osmanlı Devletinin Padişahı ve Müslümanların
Halifesi olan II Abdulhamide verilmek üzere Sadaret Makamına sunmuştur”
(4, s.65).
Amma Y.Z.Talıbzadenin bu seferi ve Osmanlı
sultanı ile görüşünün neticeleri ictimai fikirde heç de birmenalı
karşılanmamışdır. Onun Bakıya kayıtması
ile “Füyuzat” jurnalının neşrinin dayandırılması
hadisesi üst-üste düşdüyünden bezileri bunu Sultan Ebdülhemidin
H.Z.Tağıyevden giley-güzar etmesi sebebi ile bağlayırdılar.
Guya “Füyuzat”ın son saylarının birinde Sultanla elakeli
getmiş tenkidi yazıdan heber tutduğundan o, (Ebdülhemid) Yusif
Ziya vasitesile öz narazılığını Hacıya çatdırmışdır.
Bundan keyzlenen Hacı da mecmueni bağlatdırmışdır.
Bezi dövrü metbuat orkanları jurnalın kapanmasını
Yusif Ziyanın Türkiye seferi ile elakelendirmişdir. Bu esassız
ittihamlara karşı vahtile A.Şaik tutarlı cavab vermişdir.
Bu hakda akademik K.Talıbzade ise bele yazır: “Abdulla Şaikin
1953 – 1954-cü illerde keleme aldığı “Hatirelerim” üç
defe mühtelif düzeliş, ihtisar ve elavelerle neşr olunmuştur.
Melum sebeblere göre bu neşrlere hatirelerin
bu gün bir çoh siyasi, edebi hadiselere aydınlık getire bilen
hisseleri salınmamışdır. Onlardan biri de ohuculara ilk defe
tekdim etdiyimiz “Sultana Kuran aparılması” behsidir. A.Şaik
Kuranın Bakı tercümesinin Türkiye (Osmanlı – M.E.) sultanı
Ebdülhemide hediyye gönderilmesi hadisesini “Füyuzat” mecmuesi feslinde
vermişdir. Kuranın Azerbaycan diline tercümesini Türkiye sultanına
Hacı Zeynalabdin Tağıyevin tapşırığı ile
A.Şaikin böyük kardaşı Ahund Yusif Talıbzade (Yusif Ziya
– 1973–1922) aparmışdı
ve onun Bakıya kayıtmasından sonra “Füyuzat” jurnalının
neşri dayandırılmışdı. Bezi neşriyyat
orkanları jurnalın kapanmasını Ahund Yusifin Türkiye seferi
ile elakelendirmişdiler. Buna göre de A.Şaik hatirelerinde bu esassız
ittihamlara karşı cavab vermeye, Ahund Yusif Talıbzadenin bu
hadise ile heç bir elakesi olmadığını ona melum deliller
esasında aydınlaşdırmağa çalışmışdır.
Yazıda Ahund Yusifin şehsiyyetine, siyasi mövkeyine dair maraklı
teferrüat da vardır” (15).
A.Şaikin, böyük kardaşı hakkında
söylenmiş yanlış mülahizeleri tutarlı delillerle cavablandırması
(eger bu cehd yalnız 50-ci illere aiddirse) faktı ne keder tebii,
tekdirelayik, hetta “Hatirelerim” eserinin yazıldığı
vaht üçün gecikmiş sayıla bilse de, bunun özü bele sovet senzurası
terefinden keçerli sayılmamışdır. Ümumiyyetle, A.Şaik
ömrü boyu bu mövzu ile elakeli sıhıntıda olmuş,
Azerbaycan ictimai-siyasi ve elmi-medeni fikrinin bu cefakeş şehsiyyeti
– bütün sahelerde üzerinde tesirini hiss etdiyi Yusif Ziya hakkında
heyat hekiketlerini tebliğ etmek iktidarında olmamışdır.
Lakin “Stalin derebeyliyinin tüğyan etdiyi illerde” (15) yazılmış
“Hatirelerim” eserinde bu teşebbüse cehdin özü de
deyerlendirilmelidir. K.Talıbzadenin verdiyi tekdimatdan (15) da göründüyü
kimi A.Şaik kardaşı ile bağlı hetta siyasi harakter daşımayan
her hansı informasiyanın neşrlere salınması etrafında
baş sındırmalı olmuştur. Bu veziyyeti “Hatirelerim”
eserinin arhivlerde sahlanılan avtokraf ve elyazma nüsheleri de
tesdikleyir. Hekiketen de “Azerbaycan Merkezi Dövlet Edebiyyat Arhivinde
sahlanılan hatirelerin avtokraflarında “Füyuzat” mecmuesi”
adlanan hisseden başka (seh.251-253), bir de “Sultana Kuran aparılması
(seh.254-256) ve “Füyuzat” hakkında (seh.257-258) ayrıca iki parça
vardır. Aydın görünür ki, çoh sevdiyi ve hemişe nüfuzunu,
tesirini hiss etdiyi bu jurnal hakkında ürek sözlerini deye bilmediyi
üçün A.Şaik bu mövzuya iki-üç defe kayıtmalı olmuştur»
(15). “Hatirelerim”in neşrine dahil edilmemiş “Sultana Kuran
aparılması” parçasından aydın olur ki, A.Şaik “Füyuzat”
mecmuesinin kapanması ile elakedar olarak o zaman ortaya çıhan, yuharıda
keyd etdiyimiz ehvalatı burada hatırlatmağı da lazım
bilmişdir. Ve “burada hatırlatmağı da” ifadesinin doğurduğu
mentik bunu ehtimal etmeye esas verir ki, A.Şaik, bundan evvel de mübahiseli
ehvalat hakkında yazmışdır. O, üstünden elli ile yahın
vaht keçmiş hadise – A.Y.Talıbzadenin İstanbul seferi hakkında
bunları yazır: “Bakı kazisi Mir Mehemmed Kerim Mir Ceferzade
Kuranı Azerbaycan diline tercüme edib meşhur servetdar Hacı
Zeynalabdin Tağıyevin pulu ile çap etdirmişdi. Hacı tercümenin
elli nüshesini kızıl suyu ile çap etdirib kiymetli cilde tutmuşdu.
Bu nüshelerden birinin cildini kalın gümüşden yapdırıb
ortasına da “La ilahe illellah, Mühemmeden Resulillah” sözlerini yazdırmış
ve kardaşım ahund Yusif Talıbzade vasitesile hemin nüsheni Türkiye
sultanına hediyye göndermişdi” (15).
Yusif Ziyanın İstanbul seferinin ayrı-ayrı
mekamları hakkında menbelerde ferkli versiyalar ireli sürülür.
Meselen, Nağı Keykurun Yusif Ziyanın Osmanlı sarayına
tacir Şirvanlı Sefter bey ile birlikde getdiyini yazır (6, s.18).
A.Şaik ise kardaşının saraya, otelde tanış olduğu
zabitle – eslen Tiflisli olan Celal Ünsizade ile getmesi hakkında
melumat verir. Mesele ile agah olan Celal bey kömek göstereceyine söz verir.
“Ertesi gün Ahund Yusifin yanına gelib bildirir ki, ehvalatı
sedr-ezem hezretlerine çatdırdım. Sizi bu günlerde, şübhesiz,
hüzuruna kebul edecek. Sedr-ezemin emrine göre sizi konak sifetile başka
eve köçürmeliyik” (15).
Yusif Ziya İstanbulda olduğu kısa müddet
erzinde hökumet terefinden onu gezdirmek üçün tehkim edilmiş Celal Ünsizadenin
beledçiliyi ile elm, tehsil, medeniyyet ocaklarında olur. Kız ve oğlan
mekteblerini, tibb institutunu, diger medeni-maarif müessiselerini ziyaret
etmesi gelecekde onun Bakı “Heyriyye cemiyyetleri” ile İstanbul teşkilatları
arasında vasiteçilik etmesine tekan verir.
A.Şaikin verdiyi melumatdan bir daha aydın
olur ki, sedr-ezemin hüzurunda olarken Ahund Yusif Kuranı ona verib
Sultana tekdim etmesini hahiş edir. “Bundan sonra Sultanın hüsusi
yemek salonunda konak sifetile sedr-ezemle birlikde nahar yeyir. Sultan Hacıya
verilmek üçün bir orden bağışlayır” (15). K.Talıbzadenin
verdiyi melumata göre ise Sultan bir deyil, iki orden bağışlayır.
Birini Hacıya, birini ise Ahund Yusifin özüne. Akademik “Halk”
kezetinin mühbirine verdiyi müsahibede bildirir: “Hacı Zeynalabdin
1907-ci ilde “Kuran”ı Memmed Kerim ağaya tercüme etdirir ve onun
Azerbaycan dilinde üç cildliyini emimden Türkiye sultanı Ebdülhemide gönderir.
Sultan Ebdülhemid de bunun evezinde brilyantla işlenmiş iki böyük
medal bağışlayır: birini H.Z.Tağıyeve, o birini de
emime. O medalı atam (Abdulla Şaik – M.E.) ömrünün son illerine
keder kardaşının yadigarı kimi sahlayırdı.
Sonralar emim oğlu Teletin (Ahund Yusifin oğlu – M.E.) maddi
veziyyeti ağırlaşanda aparıb satdı…” (10).
A.Şaik, neinki Ahund Yusifin “Füyuzat”
mecmuesinin kapanması ile heç bir elakesi olmadığını (guya
arabir “Füyuzat”da Sultanın eleyhine yazılar çap olunduğuna
göre onun emri ile mecmue bağlanmış, bu emri ise Bakıya
Ahund Yusif getirmişdir), habele bunun neşriyyatdahili mübahiseler
zemininde baş verdiyini sübut edir. Şaye ve böhtanları Ahund
Yusifin Türkiyeye gönderilmesinden narazı olan bir kisim insanlar yaymış,
onu hetta “Molla Nesreddin” jurnalında tehkir etmişler. Onlar
jurnalın 18 noyabr 1907-ci il tarihli, 43-cü sayında derc olunmuş
“Batdağ” adlı yazıda A.Y.Talıbzadenin ünvanına
“Ahund Çeyirtke” kimi tehkiramiz ifadeler işletmişler (9, N43,
s.3-5).
Bundan müteessir olan Ahund Yusif yoldaşlık
mehkemesi çağırdıkda aydın olur ki, meselenin kökü –
mecmuenin redaktoru Eli bey Hüseynzade ile Bakı varlılarından
Hesenağa (mecmuenin idare işlerine bahan şehs) arasındakı
kalmakaldan cana doyan Hacının bu fikre düşmesindedir. O da
belli olur ki, mecmuenin bağlanmasının diger sebebleri olsa da,
Ahund Yusif hele seferden gelmemiş Hacı “Füyuzat”ın bağlanmasına
kerar vermişdi. Üstelik jurnalın gelecek taleyinden hebersiz olan
A.Y.Talıbzade sefer müddetinde heyli menbeler elde etmiş, yazılar
hazırlamış ve “Füyuzat”da derc etdirmek üçün materiallar
da getiribmiş. “Füyuzat”ın bağlanması
etrafındakı mübahiseli ve tezadlı melumatlar o keder geniş
yayılıbmış ki, hetta Paris metbuatı bele bu hakda yazırmış.
“Müslüman alemi” jurnalı ehvalatla bağlı yazırdı:
“23 noyabr (6 dekabr) 1907-ci ilde Bakıda Ahund Yusif Talıbzadenin
hahişi ile altı neferden ibaret “mehkeme” yaradılıb.
Mehkeme bele bir meseleni aydınlaşdırmalı idi: “Füyuzat”
jurnalının bağlanmasında A.Y.Talıbzade mükessirdi, ya
yoh? Arbitraj hemin mübahiseni Ahund Yusif Talıbzadenin heyrine hell edib”
(12).
Ne keder ürekaçan faktlar olmasa bele Rusiya ve
Avropa metbuatında “Füyuzat” jurnalı ve hemçinin A.Y.Talıbzade
hakkında informasiyalar derc edilmesinde feharet duyulası mekamlar da
vardır. Otuz yaşlı A.Y.Talıbzadenin tercümeyi-halının
ve elmi-pedakoji fealiyyetinin, dövrüne göre en nüfuzlu kezetlerden olan
“Tercüman”da işıklandırıması faktı da onun
Azerbaycandan kenarda kifayet keder tanındığını
tesdikleyir.
Y.Z.Talıbzade ictimai, elmi, bedii ve pedakoji
sahede daha çoh dini hadim kimi fealiyyet gösterse de, onun milli-ideoloji yöndeki
çalışmaları da dikketden kenarda kalmırdı. HH esrin
ilk onilliyi içerisinde 10-dan artık kitabça ve risalesi tekrar-tekrar neşr
edilen Y.Z.Talıbzadenin bu eserlerinin halk arasında dini ehkamların
yayılmasında, onların esline yahın anlaşılması
ve derk edilmesinde, hüsusen islamın yeni dünyagörüşle şerhinde
çoh mühüm faydası olmuştur. O, islamın hekiki mahiyyetinin
halk arasında tebliğine çalışmakla, özünü dövrüne göre
demokratik düşünceli ruhani ve maarifçi kimi tanıtmışdır.
Onun mehz bu hüsusiyyetlerine dikketi celb eden “Tercüman” kezeti bu hakda
yazırdı: “…Bakıda sakin oldukdan sonra ruhanilik libasını
dehi hell edib sade libas üzre dolanmakdadır. Türk lisanında bezi
eserler yazmışdır. O cümleden: “Türk lisanında serf ve nümune”…;
“Tertibi-beyti-nisvan”, “Hediyyeyi-nisvan”, “İbtidai mektebler
üçün telimi-elşeriyye”, “Müellimi-şeriyye” (I ve II cild,
edadi mektebler üçün), “İslam memleketlerinin heritesi”, “İslam
ve mezheb”, “Hekiketi-islam” (19).
Bu illerde Y.Z.Talıbzadenin çöhyönlü
fealiyyetinde maarifçilik seyleri özünü daha kabarık biruze verir.
Seferlerinin meksedinden asılı olmayarak o, her yerde maarif,
telim-terbiye sahesindeki tecrübeni ehz etmeye çalışır, tehsil
müessiselerinin fealiyyetleri ile maraklanır. Artık keyd etdiyimiz
kimi, İstanbul seferi de bu bahımdan semereli olmuşdu. Onun bu
cidd-cehdleri cemiyyetin müterekki tebekesi terefinden reğbetle karşılanırdı.
Hetta “Tercüman” kezeti de Y.Z.Talıbzadenin bu seylerini nezerden kaçırmamışdı:
“Seyahete artık hevesi olduğundan yay fesillerinde seyahetle meşğul
olur. O cümleden Rusiyanın böyük şeherlerini ve Krım
vilayetinin bezi yerlerini ve Osmanlı memleketinde İstanbul, Trabzon,
Samsun… bezi başka yerlerinde mektebleri ziyaret etmiş ve
imtahanlarda bulunub prokramları ile aşina olmuştur ve islam
mezheblerinin imhadı yolunda ciddi müsae gösterir ve “İslam ve
mezheb” nam risalesi dehi bu yolda hadimdir” (19).
Y.Z.Talıbzade bu senelerde mühtelif
ictimai-medeni ve heyriyye cemiyyetlerinin üzvlüyüne ve rehberliyine seçilir.
Türkiyeye daha tez-tez gedib-gelir. Eslinde demek olar ki, “1910-cu ilden
onun heyatının Türkiye dövrü başlanır. Yusif Ziya orada
herbi tehsil alır, Birinci Dünya müharibesinde Kars-Erdehan cebhesinde
kehremanlıklar gösterir” (10). Balkan herbi erefesinde tebliğati
fealiyyetle meşğul olur, müharibe dövründe fedakarlıklar gösterir.
Menbelerden melum olur ki, Yusif Ziya 1912-ci ilde
heyat yoldaşı Cennet hanım ve oğlu Telet ile Türkiyeye köçmüş,
orada herbi tehsil almış birinci cahan herbinde Kars Erdehan türk
ordusu sıralarında ruslara, ermenilere karşı döyüşlerde
kehremanlıklar göstermişdir (16; 17; 14, s.427).
Balkan herbi esnasında ve sonrakı illerde
Rusiya türkleri, o cümleden azerbaycanlılar Osmanlı ölkesinde
meydana gelen inkilablara ve dirçeliş herekatlarına tam reğbet
besleyirdiler. Y.Z.Talıbzade ise bu yolda tebliğat ve mübarize
aparanların ön sıralarında dururdu.
Balkan müharibesi döneminde Rusiya bir terefden
Balkanlarda panslavyanist siyaset yürüdür, diger terefden de Rusiya içerisinde
yeni Balkan dövletlerine yardım toplanması üçün memurlarını
ölkenin her terefine gönderirdi. Rusiyada yaşayan rus, ermeni, rum halkından
maddi yardımlar toplanması ile beraber, bu halklardan toplanan könüllüler
Serb ve Bolkar ordularına yardım üçün sövk edilirdi. M.E.Resulzade
bununla bağlı yazırdı ki, Rus ordusunda kulluk eden bezi könüllü
esgerlere mülki paltarlar geyindirilerek, onları könüllüler adı
ile Balkanlara gönderirdiler. Serb ve Bolkar ordusuna, bu minvalla minlerce könüllü
yazılırdı (13, s.24). Rusiya metbuatı da bu illerde
panslavyanist tebliğatla meşğul idi. Türk alemini hedef alan bu
panslavyanis tebliğat o derecede dehşetli bir seviyyeye çatmışdı
ki, rus yazarlarından biri Balkanlara gedecek “Selibi-ehmer Heyetine” müracietle
yazırdı: “Bir slavyan, bir hristian varken türk yaralısına
bahmayınız” (13, s.23).
Amma Rusiyada yaşayan türklerin Rus hökumetinin
bu şovinist ve milletçilik mövkeyine tesirleri böyük olmuş, Krım,
Kazan, Azerbaycan ve Türkistanın her terefinden Rusiyanın heyata keçirdiyi
bu ikili standartlı siyasete karşı sesler yükselmeye başlamışdır.
Çar hökumeti bu tesirler karşısında, “Kırmızı
Haça” yardım edildiyi kimi, “Kızıl Aya” da yardım
edilmesine izin vermek mecburiyyetinde kalmışdır. Bunun
neticesinde Rusiyanın her terefinde yaşayan müslüman ve türkler
Balkan savaşlarında çetin veziyyete düşmüş kardaşlarına
kömek ede bilmek seyi ile ellerinden geleni esirgememişler. Toplanılan
maddi yardımlarla beraber, “bir çoh könüllü türk, osmanlı
ordusunda savaşmak üçün Türkiyeye gedirken, genc kız ve kadınlar
Hilali-Ehmere müraciet ederek hemşire (tibb bacısı – M.E.)
olmuşlar” (4, s.48).
Rus şovinizminin keyri-rus, hüsusile de türk-islam
halklarında oyatdığı milliyyetperverliye tohunarak,
M.E.Resulzade yazır: “Rus dürülfünunda ohuyan Azerbaycan
telebelerinin Kiyevde toplanan ictimai keşf ve ezası tövkif edilmişdi.
“Hilali-ehmer” faidesine yapılan propakandaya bu zamankı hissiyyatın
tervici üçün en münasib bir vasite oluyordu. Bakı kadınlarından
sırğalarını verenler olmuşdu. Genc müellimler ve
telebeler derslerini atarak türk ordusuna könüllü gediyorlardı” (13,
s.23).
Keyd etmek lazımdır ki, Rusiya hüdudlarında
yaşayan türk-islam halklarının yardımı ile beraber,
Balkan savaşlarında Rusiyanın türklük ve müslümanlık
eleyhinde mövke tutması, her terefden artık Azerbaycan türkleri üzerinde
tesirli oldu. 1911-ci ilde kurulmuş ve ilk üzvleri arasında Y.Z.Talıbzadenin
de olduğu “Musavat” Partiyası, Balkan savaşı esanasında
bir beyanname yayımlayarak, milleti oyandırmağa ve Türkiyeye
yardıma devet edirdi.
Sonralar müsavatçılarla “İttihad ve
terekki” terefdarları ortasında tereddüd eden, daha doğrusu
“Müsavatı”ın 1917 ve 1919-cu illerde keçirilmiş I ve II
kurultaylarının prokramında ireli sürülen müddealardan çoh
ittihadçılığa meyl eden Y.Z.Talıbzadenin, ilk olarak “Müsavat”da
aradığı amilin islamla bağlı olduğunu göstermek
üçün bu firkenin ilk prokramına nezer yetirmek kifayet edir. Evvela,
“Müsavat”ın 1911-ci ildeki prokram ve beyanamesinin mahiyyeti Balkan
herbi münasibetile neşr edilmiş intibahnamenin metninden de görünür.
1911-ci ildeki beyaname firkenin teşekkülünü bildirirdi.
M.B.Memmedzadenin yazdığına göre “Müsavat”ın hemin il
neşr edilmiş prokramı da beyanamedeki esaslara tamamile uyğun
idi. 8 bendlik prokramın mahiyyetinde başdan-başa, islam ittihadı
ve müslüman ölkelerinin karşılıklı yardım meseleleri
dururdu (8, s.44-45).
1912-ci il Balkan müharibesi zamanı “Müsavat”
yeni bir beyaname ile milleti oyanışa çağırırdı.
M.E.Resuloğlu (Resulzade) bu hakda yazır ki, bu beyaname Oruc oğullarının
metbeesinde sahiblerinden hebersiz, arkadaşımız Seyid Hüseynin
yardımı ve partiyamıza mensub olan mürettiblerin elbirliyile bir
gecede basıldı. Bu beyanamenin Kafkaz müslümanlarının
merkezi sayılan Bakıda yayılmasını istemirdik. Abbas
bey, bu beyanameleri götürüb Tiflise getdi. Orada bunları poçt kutularına
atarak, bir gün sonra da geri döndü. Bu beyaname Kafkaz müslümanları
arasında böyük bir heceyan yaratdığı kimi çar polisini de
böyük bir telaşa salmışdı. Beyanamede Türkiyeye her cür
ypardım gösterilmesi fikri ireli sürülür ve yardım edilmesi
istenilirdi. “Behs edilen beyaname, arkadaşımız Yusif Ziya
terefinden İstanbula götürüldü. Sebilürreşad mecmuesi bu
beyanameni eynen neşr ederek Kafkaz müslümanlarının Türkiyeye
karşı gösterdikleri ilgiden dolayı memnuniyyetini beyan yollu
setirler yazdı” (11, s.14).
Yusif Ziyanın İstanbula apardığı
“Sebil-ür-Reşad” mecmuesinde çap olunmuş beyanamede vurğulanırdı
ki, yegane ümidimiz ve nicat çaremiz Türkiyenin istiklal ve terekkisindedir.
Biganelik göstersek, islamiyyet ve milliyyetimiz rezil bir hala düşer.
“Cemi alem bilir ki, islam hilafetine sahib olan Türkiyeye karşı bu
müharibeni Balkanın ufak ve kiçik hökumetleri elan etmemişler. Çünki
şir ne keder zeif olsa da, çakkallar ve tülküler ona yahın gelmeye
cüret etmezler. Bu işleri işleyen, islamiyyet ve insaniyyet düşmeni
ve “dünya jandarmı” lekebi ile meşhur olan şimal ayısı
müstebid Rusiya hökumetidir ki, her gün tibb levazimatı, hekimler ve könüllülük
adı altında bölük-bölük nizamiler gönderir” (8, s.45-46).
Yusif
Ziyanın “Müsavat” Partiyası ve Heyriyye Cemiyyetleri vasitesile
apardığı tebliğat ve teşvikat işi öz behresini
verimş, her halda sonrakı illerde Türkiyede yaşanan her hadise,
her inkişaf Azerbaycanda eks-seda salmağa başlamışdır.
Hemçinin Azerbaycan-Türkiye münasibetlerindeki bu yahınlaşma, o cümleden
milli oyanma, milli şüurun terpenişi, kardaş halka marak ve
mehebbetin artması – bütün bunlar Balkan savaşları esnasında
ilk behresini vermişdir. Balkan müharibesi illerinde Azerbaycan türkleri
ister maddi, isterse de menevi olarak Türkiyeye yardım etmiş, yuharıda
tohunduğumuz kimi, bir kisim azerbaycanlılar Balkan herbinde könüllü
olarak savaşmışlar. Türkçülük fikrinin ön plana çıhdığı
bu dövrde I Dünya Müharibesi başlamış ve Osmanlı Dövletinin
Rusiyaya karşı müharibeye girmesi, hetta başlanğıcda müeyyen
üstünlükler kazanması hadiseleri Azerbaycan türklerinin milli müstekilliye
olan ümidlerini artırmışdır. Ancak Türk ordusunun Sarıkamışdakı
meğlubiyyeti bu arzularla yaşayanları meyus etmişdir.
Lakin mövzu ile bağlı menbelerde bezen
bir-birine uyğun gelmeyen melumatlara da rast gelinir. Meselen, Azerbaycanın
istiklal mücahidlerinden ve mühacir ziyalılarından olan Hüseyn
Baykara “Türk kültürü” (Türkiye) dergisinde Osmanlı türklerine
olan reğbeti nezerde tutarak yazır ki, “Bu simpatiya ancak sözden
ibaret olarak kalmırdı. Balkan herbi sıralarında, bu herbi
rus hökumetinin provakasiya etdiyini Kazan, Krım, Daşkend ve Bakı
türk metbuatı rus senzurasından keçire bileceyi bir dille kapalı
şekilde müslüman halka yayınlayır ve kardaş Türkiyeye
yardıma koşulmağı telkin edirdi. Bu sebeble bütün rus
esiri türk ölkelerinden İstanbula könüllü ahını başlanmışdı.
Azerbaycan, Dağıstan ve Küzey Kafkazdan gelen könüllüler üçün
“Kafkaz Könüllü Hissesi” adı ile bir esgeri birlik kurulmuşdu.
O çağın idealizmine bir misal vermek üçün Azerbaycanın, böyük
milli şairi Cavad Ahundzadenin, pedakok ve şair Abdulla Şaikin de
könüllüler arasında bulunduklarını bildirmek yerinde olardı”
(2). Akademik K.Talıbzade ise çıhışlarında defelerle
keyd etmişdir ki, H.Baykaranın hemin mekalesinde Ahund Yusif evezine
Abdulla Şaik getmişdir. Çünki Balkan herbine Abdulla Şaik yoh,
mehz böyük kardaşı Ahund Yusif getmişdir.
Teessüf ki, elimizde ele bir tekzibedilmez fakt,
ilkin menbe yohtur ki, hekiketin hansı terefden olduğunu öyrenek.
Amma Hüseyn Baykara diger bir eserinde de fikrini tesdikleyir. O yazır ki,
“1912-ci il Balkan müharibeleri başlamış, Osmanlı dövleti
dahilinde balkanlı, türkiyeli türk kardaşları kederli, böhranlı,
facieli günler yaşamakda idiler. Azerbaycanda kurulan “Kafkaz könüllü
hissesi” sıralarında Ehmed Cavad, Azerbaycan klassik edib ve şair
pedakoku Abdulla Şaikle birlikde, Trakiya cebhesinde soydaşları
olan Türkiye “Mehmed”lerile sengerlerde çiyin-çiyine döyüşe girmiş
ve düşmenle mübarize aparırdı. Balkan müharibesi kurtardıkdan
sonra Yusif Akçura oğlu, her iki Azerbaycan şairine, Azerbaycanda
onlara daha çoh ehtiyac duyulduğunu ve öz doğma yurdlarına dönerek
halkına hidmet etmelerini tövsiye edir. Bu tövsiyeden sonra her iki edib
Azerbaycana dönür” (3, s.175-176). Eyni müellifin tekrar-tekrar bir neçe
menbede eyni faktı tesdiklemesi ile A.Şaikin oğlu, akademik K.Talıbzadenin
tekzibini tehlil ederken her iki variantın mümkünlüyünü ehtimal etdik.
K.Talıbzadenin variantını kebul etsek, demeli, H.Baykara yanlışlığa
yol vermişdir. Amma heç bir menbede, H.Baykara Talıbzade familiyasını
yazmır ki, burada yalnız adların sehv düşdüyünü güman
edek. Ya da onda H.Baykara şifahi söz-söhbetler esasında ona çatan
informasiyaları karışdırarak kardaşları sehv sala
biler. Belke ikinci menbedeki Yusif Akçura ile Ahund Yusifin adları deyişik
düşüb? Her iki kardaş Türkiyede olub, sadece Ahund Yusifin
mesleheti ile Abdulla Şaik sonradan geri dönüb. İkinci variantı
mümkün saysak, o zaman H.Baykaranın yazdıklarını
tesdiklemiş oluruk. Kamal Talıbzadenin 1923-cü ilde anadan olmasını,
Türkiye barede danışmağın mümkünsüzlüyünü ve Ahund
Yusife göre bütün ailenin tekib olunması faktlarını nezere
alsak, A.Şaikin K.Talıbzadeye 1911 – 1912-ci illerde olub keçenler
barede danışmamasını mümkün hesab etmek olar. Ehtimal
olunan bu variantlar içerisinde tam gerçek olan budur ki, Ahund Yusif Balkan müharibesinde
ve I Cahan Herbinde Osmanlı Ordusu sıralarında vuruşub.
Onu da keyd edek ki, H.Baykaraya istinad eden sonrakı
araşdırıcıların çohu bu faktı tekrarlamışlar.
Misal üçün Betül Aslan yazır ki, “Azerbaycandan gelen könüllüler içerisinde
Azerbaycanın böyük Türk şairlerinden Ehmed Cavad da bulunuyordu.
Ahmed Cavad, Azerbaycanın klassik edib şairi ve pedakoku olan arkadaşı
Abdullah Şaikle birlikde, Balkan savaşlarında Türk kardaşlarıyla
birlikde omuz-omuza savaşmış ve daha sonra Azerbaycana geri dönmüşdür”
(4, s.52).
A.Şaikin Balkan Herbinde iştirak
edib-etmemesinden asılı olmayarak her halda onun kimi milli bir şehsiyyetin
Türkiyeye gedişi mümkünlüyü heç bir şübhe doğurmur. Çünki
ister kardaşının, isterse de H.Cavid, M.Hadi, E.Hüseynzade kimi
ekide dostlarının Balkan herbinde olması bu kenaete gelmeye imkan
verir. Bu savaşlar esnasında Türkiyede olan E.Hüseynzade mühtelif
hestehanalarda hekim kimi çalışmış, cebhede yaralanan türk
esgerlerine tibbi yardımlar etmişdir. Eli Heyder Bayat yazır:
“Balkan herbinde öyretim üyeliyinden ayrılarak savaş alanlarında
Hilali-Ahmer (Kızılay) hestehanalarında çalışmış,
harbin sona ermesiyle tekrar eski görevine dönmüşdür” (1, s.25).
M.E.Resulzade de (13, s.23), M.B.Memmedzade de (8,
s.43) tesdikleyir ki, Azerbaycanda toplanan maddi yardımlardan başka,
bir çoh genc müellim ve telebeler derslerini ve mekteblerini buraharak
Balkanlarda savaşan Türk ordusuna katılmak üçün könüllü olarak
gedirdiler. Betül Aslan, Memmed Sadık Arana istinaden yazır ki, hetta
Bakı milyonerlerinden Esedulla Eli bir krupla Balkan Herbinde iştirak
etmiş ve zabitlik rütbesi almışdı. Din hocalarından
Ahmed Talıbzade Yusif (Burada yanlış olarak Ahund evezine Ahmed
getmişdir – M.E.) ve arkadaşları da Balkan Herbine gönüllü
getmişdiler (4, s.51).
Ümumiyyetle, Balkan müharibesinde iştirak
etmek üçün Azerbaycandan Türkiyeye könüllüler ahın etmiş, hetta
İstanbulda bu könüllülerden ibaret “Kafkaz könüllü kitası”
teşkil olunmuştur. Bu herbi hissede Azerbaycandan başka,
Kafkazdan ve diger yerlerden gelen könüllüler de olmuştur. Enver Paşanın
himayesi altında kurulan dörd tabutluk Alayın komandanı Süleyman
Esker bey, Kafkaz Tabur Komandanı ise Cahangiroğlu Ibrahim bey teyin
edilmişdi. Daha sonra İbrahim beyin kardaşı Hesen beyin de
ona katılmasıyla birlikde Bolkarlara karşı savaşmışlar.
Hetta Ibrahim bey, Edirneye ilk giren küvvetler arasında olmuştur”
(4, s.52).
Yusif
Ziyanın çöhyönlü fealiyyetinin araşdırılması bele
bir tarihi gerçekliyi bir daha tesdikleyir ki, XX yüzilin ilk onillikleri
Azerbaycan türklerinin tarihinde milli intibah dövrüdür. Müterekki dünyagörüşlü,
intibah ruhlu bu universal şehsiyyetler gergin ve böhranlı anlarda
bele ruhdan düşmemiş, ekideleri yolunda çarpışmış,
ictimai fikrin formalaşdırılması üçün bütün mövcud
tebliğat vasitelerinden istifade etmişler. Dövri metbuatda müntezem
çıhışları ile yanaşı, Y.Z.Talıbzade hem de
Bakıda teşekkül tapıb fealiyyet gösteren bir çoh medeni-maarif
cemiyyetlerinin rehberliyinde temsil olunmuştur. Maarifçilik seyleri daha
kabarık nezere çarpan hemin cemiyyetlerin fealiyyetine o da öz töhfelerini
vermişdir. Yusif Ziya, “İlk tamaşası 1910-cu il noyabrın
19-da Bakı şeher teatrında “Nicat” cemiyyeti dram heyeti
terefinden oynanılmış “Ermenüse” (Ömer ibn As) faciesinin müellifidir.
O, hemçinin de ilk tamaşası 1912-ci il sentyabrın 28-de
“Nicat” cemiyyeti dram heyeti terefinden oynanılmış “Halid
idn Velid” – Şamın fethi ve ereblerin Roma ile müharibesi” adlı
dram eserinin müellifidir (5, s.94).
Y.Z.Talıbzadenin milli ekidesinin, siyasi
mensubiyyetinin göstericilerinden biri de onun adının “Müsavat”
partiyasının ilk yaradıcıları arasında yer tutmasıdır.
M.E.Resulzadenin emisi oğlu Memmedeli Resulzade (Resuloğlu) “Müsavat
Partiyasının kuruluşu” adlı hatire yazısında bu
hakda melumat vererek bildirir ki, “Partiye ilk aldığımız
arkadaşlar şunlardır: Veli Mikailoğlu (ikinci dünya savaşında
İrana girmiş bolşevikler tarafından Zencan şehri civarında
çalınarak yok edildi), Seyyit Hüseyn Sadik (Sibiryaya sürüldü), Abdürrahim
(eceliyle vefat etti), Yusif Ziya, “Ahunt Yusuf” (Türküstanda bolşeviklere
karşı Basmaçılarla beraber savaşırken şehit düştü).
Seyyid Musevi (Çar ajanlarının tahrikiyle öldürüldü)” (11,
s.13).
Bakı heyiriyye cemiyyetlerinin ve “Müsavat»
Partiyasının Türkiye ile elakelerini sahlayan en feal şehsiyyetlerden
biri mehz Y.Z.Talıbzade olmuştur. Onun Azerbaycan-Türkiye
elakelerinin yaradılması sahesinde gördüyü işler menbelerde,
o cümleden aile üzvlerinin hatirelerinde tesdiklenmekdedir. K.Talıbzadenin
elyazması halında olan (18) hatire yazılarından birinde
ohuyuruk: “Men hele lap kiçik yaşlarında olanda emim Yusif Ziya mövzusu
ailemizin esas söhbet mövzularından idi. Ancak görürdüm ki, böyükler
bu barede ancak teklikde olanda, bir az da ehtiyatla danışırlar.
Aile üzvleri ve kohumlarımız kimi men de ona sadece olarak Yusif emi
deyerdim. Onu da deyim ki, ondan en çoh nenem Mehri hanım, anam Şahzade
hanım, bibim oğlu Husneddin (Sonralar Bakı Dövlet
Universitetinin dosenti olmuş Husneddin Rzayev – M.E.) ve bibim kızı
Kövkeb danışar, kırık-sökük hatireler söyleyer, men de
marakla dinlerdim. Ancak atam heç vaht kardaşından söhbet acmaz, çalışardı
ki, bu baredeki danışıklarda iştirak etmesin. Çoh zaman
bizimle yaşayan yegane oğlu Telet de atası baresinde danışmağı
sevmezdi. Sonralar men, bütün bu Yusif Ziyaya mühtelif münasibetlerin
yaranmasının sebebini öyrendim. Yusif Ziya Talıbzadenin adı,
artık 1923-cü ilde Bakıdan köçüb Türksütana gedenden sonra
Azerbaycandakı sovetperestlerin, rus çekasının kara siyahısına
düşmüşdü, buna göre atamın da, emim oğlu Teletin de gözü
kölgeli idi. O yadımdadır ki, nenem böyük oğlunun tez-tez
harice, hüsusen Türkiyeye getmesinden, aile kayğıları ile o
keder maraklanmadığından şikayetlenirdi”.
Türkiyede herbi tehsili, Balkan herbinde könüllü
iştirakı, Birinci Cahan savaşında Osmanlı ordusu
terkibinde Kafkaz cebhesindeki fedakarlıkları ile beraber o özünü
Azerbaycanın ictimai-siyasi heyatından da tecrid etmir, dövrü
metbuat sehifelerinde mühtelif mövzulu mekalelerle çıhış edir.
Y.Z.Talıbzadenin dini, siyasi ve herbi
fealiyyetleri Azerbaycan ve Türkiye hüdutları ile mehdudlaşmamış,
bütövlükde Türk Dünyasını ehate etmişdir. O, heyatının
son illerini Türkistan mücadilesine hesr etmişdir. Bele ki, Balkan
herbinde ve I Cahan savaşında Osmanlı zabiti, Kafkaz islam
Ordusunda könüllülerden ibaret alay komandiri, bolşevizm tebliğatının
göz kamaşdırdığı ilk illerde Nahçıvanın
herbi komissarı olmuş Y.Z.Talıbzade Bakıdan Türküstana,
yahşı tanıdığı Enver Paşanın komandanlık
etdiyi, işğalçı Kızıl Ordu ile vuruşan, Orta
Asiya halklarının müstekilliyi, azadlığı uğrunda
mübarize aparan basmaçılara koşulmakla bir daha ruhi-menevi,
milli-dini simasını, ictimai-siyasi mövkeyini ortaya koymuştur.
Bolşevizm ideallarını bele herbi komissarı olduğu halkın
milli menafelerine tabe etdirmeye çalışan, hansı kuruluşun
esgeri olmasının ferkine varmadan kandan, genden, ilahiden gelen
meslek ve amal uğrunda çarpışan Y.Z.Talıbzadenin Türküstanda
basmaçılar herekatının feallarından biri kimi kırmızı
rus ordusuna karşı vuruşması onun şehsi mübarizlik
keyfiyyetlerinin tecessümüdür. Türk-islam birliyi uğrunda, ictimai
idealı, ekidesi, mefkuresi namine vuruşanlar üçün kehremanlık
nümunesi, mübarize mektebidir.
Kaynaklar
1.
Bayat
A.H. Huseynzade Ali Bey (Prof. Dr. Hüseyinzade Ali Turan) ve Türkiyede yayınladığı
eserleri. İstanbul, Türk Dünyası araşdırma vakfı,
1992.
2.
Baykara
Hüseyn. Türk ordusunda Azerbaycan esgeri hisseleri. “Türk kültürü”,
1964, sayı 22.
3.
Baykara
H. Azerbaycan istiklal mübarizesi tarihi. Bakı, Azerneşr, 1992.
4.
Betül
Aslan. I. Dünya savaşı esnasında “Azerbaycan türkleri”nin
“Anadolu türkleri”ne “Kardaş kömegi (yardımı)” ve Bakü
müslüman cemiyet-i hayriyesi. Ankara, Atatürk kültür merkezi başkanlığı
yayınları, 2000, 396 s., resimli.
5.
Eliyev
M. Yusif Ziya bey Talıbzade. “Ulduz”, 1989, № 2 (262), s.93-94.
6.
Keykurun
Naki. Böyük bir hayırsever Hacı Zeynalabidin Takızade.
“Azerbaycan”, Ankara, mayıs 1957, sayı: 14(62), s.16-19.
7.
Kuluzade
Z. Gender Azerbaycanda. Bakı, BMT-nin Ehali Fondunun neşri, 2003.
8.
Memmedzade
M. B. Milli Azerbaycan herekatı. Bakı, Nicat, 1992.
9.
“Molla
Nesreddin”,
18 noyabr, 1907, №
43, s.3-5.
10.
Ot
kökü üste biter: Akademik Kamal Talıbzade ile müsahibe. “Halk” kez., Bakı, 5 iyun 1999.
11.
Resulzade
M.A. “Müsavat” partisinin kuruluşu, “Azerbaycan” (Ankara),
Azerbaycan kültür dernegi Aylık Yayın Orkanı, sayı:167
(2), şubat 1966, s.12-18.
12.
“Revue
du Monde Musulmanı”, Paris, 1908, V6, V5, P.190.
13.
Resulzade
M.E. Azerbaycan Cümhurmyyeti. Bakı, Elm, 1990.
14.
Sarvan
M. Borçalı alimleri. Bakı, Azerbayzan Milli Ensiklopediyası,
2001.
15.
Talıbzade
Kamaln tekdimatında Abdulla Şaikin “Sultana Kuran aparılması”
mekalesi. “Elm” kez., mart 1992, № 6 (403).
16.
Talıbzade
K.A. Ahund Yusif Talıbzade. “Odlar yurdu” kez., 10-17 sentyabr 1992,
№ 26; 24-30 sentyabr, 1992, № 27.
17.
Talıbzade
K. Azerbaycanlı panisamist Ahund Yusif. “Odlar yurdu” kez., 24-30
sentyabr 1992, № 27.
18.
Talıbzade
K.A. Yusif Ziya Talıbzade. A.Şaikin Menzil Muzeyinde sahlanılan
elyazması, kovluk 4.
19.
“Tercüman”,
1907, 1 iyun, № 43.