|
Babek
Azeri Güney Azerbaycanlı Hukukçu
(Yaşadığı ülke: İsveç-Stckholm)
Her kese belli olan bir gerçeği hatırlatıp sonra asıl
konuya keçmek istiyorum Hepimizin bildiği gibi bir
demokratik cemiyette muhalif mevki olabilir ve böyle bir durumda muhalif
fikirlerin ortaya konması da çok önemlidir. Biz
bir demokratik rabiteden konuşuyorsak ve bu demokratik rabiteni
muhalefetsiz düşünemeyiz.
Fikrimi daha geniş aydınlatmak için şu cümleleri hatırlatmak
istiyorum... İnsan kendi muhalefetinden öyrenir. İnsanların
eğitimi, yaşayışı, hayat tecrübesi vs.
biri-birinden farklıdır. Onun için de onlar arasındaki içtimai,
siyasi, bakışlar ve kültür meseleleri biri-birinden
farklı olur. Bir demokratik rabitede bir mevzu müzakereye koyulur,
çeşitli fikirler ortaya atılır ve neticede, mevzu ile
alakalı bilgi üretilir yüksek fikirler bulunuyor. Bu çeşitli
haberler içerisinde, sözsüz ki, kendi milli menfaatlerımıze
uyğun olanını, milli değerlerimize zarar vermeyen
fikirleri koruyup, saklamalıyız.
Elbette, biz ilk sırada muhalefeti ziddiyetle ayırmalıyık.
Yoksa, ziddiyet kendisi de bizi burulganında sıkıp
şaşırtabilir. Kaydetmek isterim ki, ziddiyet bir totalitar
sistemin elametidir ve bu rabitede bir fikirle muhalif yok, belki o fikrin
sahibini meydandan çıkarmaktır.
Bu son günler Borçalıda yaşayan Azerbaycan Türklerinin kendi
ana dilinde eğitim alması ihtilaflı konu olarak kendini göstermişti.
Ve bu konuyla ilgili bazi siyasi maraklar sebep olmuştur ki, muhalif
mevki yok, belki ziddiyetli taraflardan konuya yaklaşınlar.
Burada dilden bahsediliyor hem de nazara alsak ki, dille bağlı
tartışma bir ilmi konunun mevzusudur. Siyasi marakları bu
mevzuya katarsak mesele mürekkebleşer ve özellikle
rabitenin gayri demokratik olması esas verir ki, bir düzgün netice
almak gayri mümkün olsun. Böyle bir tarzda bu yerde her şeyden önce
dille bağlı bazı ümumi meseleleri sizlere açıklamak
isterim.
Tarihte öyle olaylar oluyor ki, dünyanın tam değişmesine
veya sonraki inkişafının istikametine başkalaşmasına
sebep oluyor. Örnegin; insanın aya seferi ya da Amerikanın Hiroşimaya
ve Nokasakiye atom bombası atması, Alman Guttenbergin
kitap çapı cihazını keşf etmesi veya insanın ilk
defa ateşi bulması vs. Bu gibi misallerden fazla saymak olar ve
gerçektir ki, bu hadiseler her birisi kendi yerinde dünyanın ciddi
değişmesine sebep olup. Ama şüphesiz bu
hadiselerin hiç birini dilin yaranması ile mukayese etmek olmaz. Eğer
insanın dili olmasaydı, insan bu günkü manada insan olmazdı.
Yükseliş ve inkişaf prosesleri de baş vermezdi. O şeyi
ki, biz tarih adlandırıyoruz o da hiç mevcut olamazdı. Sözsüz,
ki dille mümkündü insan öz fikrini kura, onu ileri süre başkalarına
çattira, ikili plan hayata geçire, kendinin ve başkalarının
tecrübesini toplayıp yaysın.
Görüldüğü gibi insanlar çeşitli dillerde konuşuyor. Örnegin,
Türk, İngiliz, Alman, Fransız vs. Elbette ki, bu yazıyı
yazmakta maksadım dünyada olan dillerin nasıl yaranmasından
bahsetmek ve sizlerin de bildiği gerçegi bir daha tekrarlamak değil.
Asıl anlatmak istediğim konu Türk dili ve bu gün onun etrafında
yaranmış çeşitli münakaşalı fikirlerin ne kadar
insanlığa hizmet etmesini anlatmaktır.
Umumiyetle dil iki şekilde mevcuttur Yazılı ve görsel. En
eski yazılı dil tahminlere göre 6 bin yıl önce yaranıp. Bu
faktı tarihi belgeler de ıspat ediyor, belki de sonrakı araştırmalar
bize dilin yaranması hakkında daha derin faktlar taktim etmekle
insanları sevindirecek. Ama burada tarihe yüz tutmakla bir daha
hatirlatmak istiyorum ki, elimizde olan en eski yazılı abideler
biz Türklere aitti. Ve bu yazılı taş hafızalar
şimdiki Türklerin ulu ecdatları olan Sumerlerin yarattıkları
edebiyattır. Görüldüğü gibi hemen abidelerde 60dan fazla
okunan sözl?rden bu gün Azerbaycan dilinin leksikonunda faal şekilde
işlenir. Butün bunlar gösterir ki, Türk yazılı dilinin 6
min yil tarihi olsa da, ama onun şifahi dilinin daha eskilere dayandığını
görebiliyoruz. Tarihi gerçekler de bunu gözteriyor ki, Türk dili en
eski diller sırasındadır.
Almanların araştırmalarına göre her bir dil iki
sebebe göre ehemiyetlidir. Özellikle de dünyanın en eski
dillerinden biri olan, Türk dili uzun bir zaman formalaşma devri keçip.
Ve bu dilde özellikle yazılı formada çok sayda ilmi, felsefi,
edebi ve tıbbi bilgiler var. İlginçtir ki, dünyada en eski
dillerden biri hesab olunan Türk dili gibi bir dilin mahv olması ve
yahut onun zayıflaması sebep oluyor ki, bu dilde yazılan
yukarıda gösterdiğimiz değerli bilgiler aradan kaldırılsın.
İki sebep dilin ve medeniyetin ilişkisinde esastır. Dil
sadece ünsiyet vasıtası değil, hem de bir medeniyetin köçürme
vasıtasıdır. Örnegin, bir yere ki. İngiliz
dili hakim olur, o dil kendisi ile giyimini, musikisini, sanatını, mutfak
kültürünü... daha doğrusu medeniyetin bütün çeşitlerini
ve bütün bunlarla beraber yeni düşünce tarzını da dille
birge aşılıyor. Tecürbe bunu açıkça gösteriyor.
İngiliz dilinin bir yerde yayılması Amerikanın MC ..nin
hamburğer yemekle, kot pantalon giymekle, rokinrol
musikisini dinlemekle ve çeşitli siyasi düşünce tarzı
ile neticelenir. Bu sebeble de bilim adamları diyorlar ki, Bir dil
ölüyorsa, bir milletin kültürü de ölüyor. Fakat ben böyle düşünüyorum
ki, bir dilin ölmesi yalnızca bir millete değil, bütün dünya
medeniyetine facia getirir. Çünkü bu günkü globallaşma
dünyasında informasya teknolojisi sebep oluyor ki, çeşitli
medeniyetler biri-birine tesir etmiş aynı zamanda tesir görürler.
Nihayet milli mahalli normların kenarında global normlar
yaranmaktadır. Bu vesileyle Türk medeniyetinin mahv olması veya
zayıflaması ancak Türk medeniyetine değil, gerçekten de dünya
medeniyetine ciddi bir darbedir.
Bütünüyle tecrübeler gösteriyor ki, bir ülkede yaşayan etnik
gruplar yaşıyorsa onlarla ilgili aparılan siyaset o ülkenin
siyasi sisteminin mahiyetinden asılıdır. Bir ülkede ki
siyasi sistemin demokratik mahiyeti var, orada tabii ki, integrasiya
siyaseti aparılır. Yani her kes kendi milli kimliyinin, o cümleden
ana dilinde eğitim hakkını saklamakla bu imkan var ki,
kendi yaşadığı ülkede kendi kanuni hukuklarınıdan
yararlanıp sosyal- siyasi ve kültürel alanlarda kendini tastikle
bilir.
Dolayısıyla söylemek istediğim kendi ana dilinde ve yaşadığı
ülkede konuşulan dilde yani her iki dilde eğitim alması
vaciptir. Burada insan psikolojisini öğrenen bilim
adamlarının psikolokların fikirlerine dikkati yöneltmek
istiyorum. Bilim adamları böyle bir iddia ediyorlar ki, insan
beyninin çok mürekkepb mekanizması var ve insan 70-80 yil yaşadığı
sürece beynin ancak %2-3 imkanlarından istifade ediyor. Bu gün
bilim adamları çalışıyorlar ki, yeni metotlarla imkan
yaratalar insanlar bundan sonra daha fazla beyinlerinin kabiliyetinden
istifade edeler.
Bay Nazim İbrahimov Azerbaycanın eski yerleşim
yeri olan ve sonradan Gürcülere bağışlanmış
olan Borçalının Türk toprakları olduğunu acaba
biliyor mu? Borçalıda ana dilinde okulların kapatılmasını
tavsiye ederken Türkleri iki yol ayrıcında koyuyor- ya ana
dilini seçmek yada Gürcü dilini... Meseleye bu tür bakış
yalnızca anti milli yok, hem de ilme ve bilgiye zıttır.
Çünkü bilim adamlarının araştırmaları imkan
verir ki, yukarıda söylediğimiz gibi beynin kabiliyeti
haddinden fazladır ve hem de her bir insanın on dil öyrenmek
imkanı var.
Bu gün Avrupanın zengin ülkelerinde mühacirlerin dört dilde
konuşması adi bir hal almıştır. Burada
kaydetmeliyim ki, integrasiyanın karşısında
assimilasiyadan konuşmak olar. Bir ülkedeki, siyasi sistemin
totalitar mahiyeti var orada muhtelif milletlere ve etnik gruplara karşı
integrasiya siyasetinin yerine assimilasiya siyaseti gedir. Assimilasiya
siyaseti, yani her hangi bir milleti içinde eritip mahv etmedi ve bunun
en bariz numunesini de İranda görüyoruz. İranda
tahminen 61 yil bundan önce Milli hükümetimiz devrildikten sonra 50 bin
soydaşımızı katlettiler. Tebrizin merkezinde Türk
dilinde kitaplar ateşe verildi, Türk dilinde eğitim veren bayan
öğretmenlere tecavüz olundu. Bütün bunlar gösterir ki, 61 yıl
süresince İran Fars rejimi tarafından Güney Azerbaycanın
tarihi düşünülmüş şekilde sahtalaştırılarak,
ana dili yasak edilmiştir. Hatta onu Türk irkı yerine kondarma
ari ırkı adlandırmaya çalışmışlardı.
Bütün bunlar 40 milyonluk Azerbaycan Türkünü kendi içinde
eritip mahv etmeye hizmet ediyor. Elbette, İranın Fars
rejiminin assimilasiya siyasetinden konuşmak insanı şaşırtmıyor.
Bu rejimin yani Fars rejiminin açıkça düşman olduğunu
biliyoruz. Ama bay Nazim İbrahimovun Azerbaycan Devlet Komitesinin
başkanı olduğu ve yurt dışında yaşayan
Azerbaycanlıların tessübünü çekmek gibi mukaddes bir işi
üzerine almış bir şahsın kalkıp da kendi öz
milletinin Borçalıda assimilasya olunmasını istemesi ve
onların Gürcülerin içinde eriyip itmesine hizmet etmesi insanı
şaşırtıyor doğrusu. İlk başta böyle
bir fikirle ortaya atılmasına inanmasam da, ama onun adından
kimsenin de böyle bir söz söylemesine inanmıyoruz.
Yene de tecrübeler gösterir ki, bir ülkenin vatandaşları başka
ülkenin sosyal siyasi ve kültürel faaliyetlere de muvaffak oluyorlar ki,
onların kendi yurdlarında demokratik siyasi sistem hakimdir ve
onlar bu ruhda terbiye olunmuşlar. Ona göre bu gün bir İngiliz
vatandaşının İsveçde veya İsveç vatandaşının
Almanyada integrasiyası çok rahattır. Ama bir
İran vatandaşının demokratik, azad ülkede
integrasiyası çok zordur. Çünkü demokratik ülkelerde
İran ve bu gibi ülkelere cemiyetin içinde menfi reaksiya var ve
oranın da vatandaşı olmak ister-istemez integrasiya
prosesini zorlaştırıyor. Şimdiki Azerbaycan
iktidarı da içeride o siyasi strukturu demokratikleştirmekle ve
dünya kamuoyunda siyasi abır ve hissiyat kazanmakla biz yut dışında
yaşayan Azerbaycanlılara yardım edecek, biz integrasiya
prosesinde zorluklarla karşılaşmayacağız.
Nazim İbrahimova ve bütün bay nazimlere bir tavsiyem vardır.
Bir basın ve yayın organlarında açıklama yapmadan önce
çalışsınlar ki, bu tür ciddi konuları konuşurken
tekbaşına değil bir bilim adamlaruyla da müzakere etsinler...
Hem de açıklama yapmadan önce integrasiya ve assimilasiyanın
farkini hiç olmazsa kendileri için araştırsınlar. Aslında
burada söylemek istediğim Nazim İbrahimovu cahil olarak görmek
değil en azından her hangi bir meseleyle ilgili bilgisi yoksa bu
da ayıp sayılmaz. Ayıp olan odur ki, bilmediğini öğrenmek
için çaba göstermiyorsun. Bu artık milletin yükünü omuzlamış
bir devlet memuru için facadı rezillikti. Son olarak söylemek
istediğim nokta şudur, şimdiki Avrupanın gelişmiş
ülkelerinde ilim ve bilgi haddinden ziyade önemlidir. Ona göre de bu ülkelerde
parlamentle paralel muhtelif ilmi komiteler yaratılır.
Örnegin; teknoloji komisyonu, çevre muhafıza komisyonu, eğitim
ve talim komisyonları vs. faaliyet gösteriyor. Bu komisyonlarda
faaliyet gösteren bilim adamları aydınlar, ziyalılar
millet vekillerine, siyasetçilere tavsiyeler veriyor ve yol gösteriyorlar.
Nihayet yüzümü yene ADK başkanı bay Nazim İbrahimova
tutarak şunları kaydetmek istiyorum. Azrbaycan Türk milletinin
tarihi ve talihiyle ilgili meseleleri her hangi bir karar veya açıklama
yapmadan önce milletin bilim adamları ve aydınlarından
tavsiyeler almayı unutmasın.
|