http://oncevatan.com.tr/Yazar.asp?id=60

Ana dilinin ehemiyyeti

Babek Azeri   Güney Azerbaycanlı Hukukçu
(Yaşadığı ülke: İsveç-Stckholm)

Her kese belli olan bir gerçeği hatırlatıp sonra asıl konuya keçmek istiyorum  Hepimizin bildiği gibi bir demokratik cemiyette muhalif mevki olabilir ve böyle bir durumda muhalif fikirlerin ortaya konması da  çok önemlidir.  Biz bir demokratik rabiteden konuşuyorsak ve bu demokratik rabiteni muhalefetsiz düşünemeyiz.    
Fikrimi daha geniş aydınlatmak için şu cümleleri hatırlatmak istiyorum... “İnsan kendi muhalefetinden öyrenir. “ İnsanların eğitimi, yaşayışı, hayat tecrübesi vs. biri-birinden farklıdır. Onun için de onlar arasındaki içtimai, siyasi,  bakışlar ve kültür meseleleri biri-birinden farklı olur. Bir demokratik rabitede bir mevzu müzakereye koyulur, çeşitli fikirler ortaya atılır ve neticede, mevzu ile alakalı bilgi üretilir yüksek fikirler bulunuyor. Bu çeşitli haberler içerisinde, sözsüz ki, kendi milli menfaatlerımıze uyğun olanını, milli değerlerimize zarar vermeyen fikirleri koruyup, saklamalıyız.
Elbette, biz ilk sırada muhalefeti ziddiyetle ayırmalıyık. Yoksa, ziddiyet kendisi de bizi burulganında  sıkıp şaşırtabilir. Kaydetmek isterim ki, ziddiyet bir totalitar sistemin elametidir ve bu rabitede bir fikirle muhalif yok, belki o fikrin sahibini meydandan çıkarmaktır.
Bu son günler Borçalıda yaşayan Azerbaycan Türklerinin kendi ana dilinde eğitim alması ihtilaflı konu olarak kendini göstermişti. Ve bu konuyla ilgili bazi siyasi maraklar sebep olmuştur ki, muhalif mevki yok, belki ziddiyetli taraflardan konuya yaklaşınlar. Burada dilden bahsediliyor hem de nazara alsak ki, dille bağlı tartışma bir ilmi konunun mevzusudur. Siyasi marakları bu mevzuya katarsak mesele  mürekkebleşer ve özellikle rabitenin gayri demokratik olması esas verir ki, bir düzgün netice almak gayri mümkün olsun. Böyle bir tarzda bu yerde her şeyden önce dille bağlı bazı ümumi meseleleri sizlere açıklamak isterim.
Tarihte öyle olaylar oluyor ki, dünyanın tam değişmesine veya sonraki inkişafının istikametine başkalaşmasına sebep oluyor. Örnegin; insanın aya seferi ya da Amerika’nın  Hiroşimaya ve Nokasakiye  atom bombası atması, Alman Guttenbergin kitap çapı cihazını keşf etmesi veya insanın ilk defa ateşi bulması vs. Bu gibi misallerden fazla saymak olar ve gerçektir ki, bu hadiseler her birisi kendi yerinde dünyanın ciddi değişmesine sebep olup.  Ama şüphesiz bu hadiselerin hiç birini dilin yaranması ile mukayese etmek olmaz. Eğer insanın dili olmasaydı, insan bu günkü manada insan olmazdı. Yükseliş ve inkişaf prosesleri de baş vermezdi. O şeyi ki, biz tarih adlandırıyoruz o da hiç mevcut olamazdı. Sözsüz, ki dille mümkündü insan öz fikrini kura, onu ileri süre başkalarına çattira, ikili plan hayata geçire, kendinin ve başkalarının tecrübesini toplayıp yaysın.
Görüldüğü gibi insanlar çeşitli dillerde konuşuyor. Örnegin, Türk, İngiliz, Alman, Fransız vs.  Elbette ki, bu yazıyı yazmakta maksadım dünyada olan dillerin nasıl yaranmasından bahsetmek ve sizlerin de bildiği gerçegi bir daha tekrarlamak değil. Asıl anlatmak istediğim konu Türk dili ve bu gün onun etrafında yaranmış çeşitli münakaşalı fikirlerin ne kadar insanlığa hizmet etmesini anlatmaktır.
Umumiyetle dil iki şekilde mevcuttur Yazılı ve görsel. En eski yazılı dil tahminlere göre 6 bin yıl önce yaranıp.  Bu faktı tarihi belgeler de ıspat ediyor, belki de sonrakı araştırmalar bize dilin yaranması hakkında daha derin faktlar taktim etmekle insanları sevindirecek. Ama burada tarihe yüz tutmakla bir daha hatirlatmak istiyorum ki, elimizde olan en eski yazılı abideler biz Türklere aitti.  Ve bu yazılı taş hafızalar şimdiki Türklerin ulu ecdatları olan Sumerlerin yarattıkları edebiyattır. Görüldüğü gibi hemen abidelerde 60’dan fazla okunan sözl?rden bu gün Azerbaycan dilinin leksikonunda faal şekilde işlenir. Butün bunlar gösterir ki, Türk yazılı dilinin 6 min yil tarihi olsa da, ama onun şifahi dilinin daha eskilere dayandığını görebiliyoruz. Tarihi gerçekler de bunu gözteriyor ki, Türk dili en eski diller sırasındadır.
Almanların araştırmalarına göre her bir dil iki sebebe göre ehemiyetlidir. Özellikle de dünyanın en eski dillerinden biri olan, Türk dili uzun bir zaman formalaşma devri keçip. Ve bu dilde özellikle yazılı formada çok sayda ilmi, felsefi, edebi ve tıbbi bilgiler var. İlginçtir ki, dünyada en eski dillerden biri hesab olunan Türk dili gibi bir dilin mahv olması ve yahut onun zayıflaması sebep oluyor ki, bu dilde yazılan yukarıda gösterdiğimiz değerli bilgiler aradan kaldırılsın.
İki sebep dilin ve medeniyetin ilişkisinde esastır.  Dil sadece ünsiyet vasıtası değil, hem de bir medeniyetin köçürme vasıtasıdır.  Örnegin, bir yere ki. İngiliz dili hakim olur, o dil kendisi ile giyimini, musikisini, sanatını,  mutfak kültürünü... daha doğrusu medeniyetin bütün çeşitlerini ve bütün bunlarla beraber yeni düşünce tarzını da dille birge aşılıyor. Tecürbe bunu açıkça gösteriyor. İngiliz dilinin bir yerde yayılması Amerikanın MC ..nin hamburğer  yemekle, kot pantalon giymekle, rokinrol musikisini dinlemekle ve çeşitli siyasi düşünce tarzı ile neticelenir. Bu sebeble de bilim adamları diyorlar ki, “Bir dil ölüyorsa, bir milletin kültürü de ölüyor.” Fakat ben böyle düşünüyorum ki, bir dilin ölmesi yalnızca bir millete değil, bütün dünya medeniyetine facia getirir.  Çünkü bu günkü globallaşma dünyasında informasya teknolojisi sebep oluyor ki, çeşitli medeniyetler biri-birine tesir etmiş aynı zamanda tesir görürler.  
Nihayet milli mahalli normların kenarında global normlar yaranmaktadır. Bu vesileyle Türk medeniyetinin mahv olması veya zayıflaması ancak Türk medeniyetine değil, gerçekten de dünya medeniyetine ciddi bir darbedir.  
Bütünüyle tecrübeler gösteriyor ki, bir ülkede yaşayan etnik gruplar yaşıyorsa onlarla ilgili aparılan siyaset o ülkenin siyasi sisteminin mahiyetinden asılıdır. Bir ülkede ki siyasi sistemin demokratik mahiyeti var, orada tabii ki, integrasiya siyaseti aparılır. Yani her kes kendi milli kimliyinin, o cümleden ana dilinde eğitim hakkını saklamakla bu imkan var ki, kendi yaşadığı ülkede kendi kanuni hukuklarınıdan yararlanıp sosyal- siyasi ve kültürel alanlarda kendini tastikle bilir.
Dolayısıyla söylemek istediğim kendi ana dilinde ve yaşadığı ülkede konuşulan dilde yani her iki dilde eğitim alması vaciptir.  Burada insan psikolojisini öğrenen bilim adamlarının psikolokların fikirlerine dikkati yöneltmek istiyorum. Bilim adamları böyle bir iddia ediyorlar ki, insan beyninin çok mürekkepb mekanizması var ve insan 70-80 yil yaşadığı sürece beynin ancak %2-3 imkanlarından istifade ediyor. Bu gün bilim adamları çalışıyorlar ki, yeni metotlarla imkan yaratalar insanlar bundan sonra daha fazla beyinlerinin kabiliyetinden istifade edeler.
Bay Nazim İbrahimov  Azerbaycan’ın eski yerleşim yeri olan ve sonradan Gürcülere bağışlanmış olan Borçalının Türk toprakları olduğunu acaba biliyor mu?  Borçalı’da ana dilinde okulların kapatılmasını tavsiye ederken Türkleri iki yol ayrıcında koyuyor- ya ana dilini seçmek yada Gürcü dilini... Meseleye bu tür bakış yalnızca anti milli yok, hem de ilme ve bilgiye zıttır. Çünkü bilim adamlarının araştırmaları imkan verir ki, yukarıda söylediğimiz gibi beynin kabiliyeti haddinden fazladır ve hem de her bir insanın on dil öyrenmek imkanı var.
Bu gün Avrupa’nın zengin ülkelerinde mühacirlerin dört dilde konuşması adi bir hal almıştır. Burada kaydetmeliyim ki, integrasiyanın karşısında assimilasiyadan konuşmak olar. Bir ülkedeki, siyasi sistemin totalitar mahiyeti var orada muhtelif milletlere ve etnik gruplara karşı integrasiya siyasetinin yerine assimilasiya siyaseti gedir. Assimilasiya siyaseti, yani her hangi bir milleti içinde eritip mahv etmedi ve bunun en bariz numunesini de İran’da görüyoruz.  İran’da tahminen 61 yil bundan önce Milli hükümetimiz devrildikten sonra 50 bin soydaşımızı katlettiler. Tebriz’in merkezinde Türk dilinde kitaplar ateşe verildi, Türk dilinde eğitim veren bayan öğretmenlere tecavüz olundu. Bütün bunlar gösterir ki, 61 yıl süresince İran Fars rejimi tarafından Güney Azerbaycan’ın tarihi düşünülmüş şekilde sahtalaştırılarak, ana dili yasak edilmiştir. Hatta onu Türk irkı yerine kondarma ari ırkı adlandırmaya çalışmışlardı.
Bütün bunlar 40 milyonluk Azerbaycan Türkünü  kendi içinde eritip mahv etmeye hizmet ediyor. Elbette, İran’ın Fars rejiminin assimilasiya siyasetinden konuşmak insanı şaşırtmıyor. Bu rejimin yani Fars rejiminin açıkça düşman olduğunu biliyoruz. Ama bay Nazim İbrahimov’un Azerbaycan Devlet Komitesinin başkanı olduğu ve yurt dışında yaşayan Azerbaycanlıların tessübünü çekmek gibi mukaddes bir işi üzerine almış bir şahsın kalkıp da kendi öz milletinin Borçalı’da assimilasya olunmasını istemesi ve onların Gürcülerin içinde eriyip itmesine hizmet etmesi insanı şaşırtıyor doğrusu. İlk başta böyle bir fikirle ortaya atılmasına inanmasam da, ama onun adından kimsenin de böyle bir söz söylemesine inanmıyoruz.
Yene de tecrübeler gösterir ki, bir ülkenin vatandaşları başka ülkenin sosyal siyasi ve kültürel faaliyetlere de muvaffak oluyorlar ki, onların kendi yurdlarında demokratik siyasi sistem hakimdir ve onlar bu ruhda terbiye olunmuşlar. Ona göre bu gün bir İngiliz vatandaşının İsveç’de veya İsveç vatandaşının Almanya’da integrasiyası çok rahattır.  Ama bir İran vatandaşının demokratik, azad  ülkede integrasiyası çok zordur.  Çünkü demokratik ülkelerde İran ve bu gibi ülkelere cemiyetin içinde menfi reaksiya var ve oranın da vatandaşı olmak ister-istemez integrasiya prosesini zorlaştırıyor. Şimdiki  Azerbaycan iktidarı da içeride o siyasi strukturu demokratikleştirmekle ve dünya kamuoyunda siyasi abır ve hissiyat kazanmakla biz yut dışında yaşayan Azerbaycanlılara yardım edecek, biz integrasiya prosesinde zorluklarla karşılaşmayacağız.
Nazim İbrahimov’a ve bütün bay nazimlere bir tavsiyem vardır. Bir basın ve yayın organlarında açıklama yapmadan önce çalışsınlar ki, bu tür ciddi konuları konuşurken tekbaşına değil bir bilim adamlaruyla da müzakere etsinler... Hem de açıklama yapmadan önce integrasiya ve assimilasiyanın farkini hiç olmazsa kendileri için araştırsınlar. Aslında burada söylemek istediğim Nazim İbrahimovu cahil olarak görmek değil en azından her hangi bir meseleyle ilgili bilgisi yoksa bu da ayıp sayılmaz. Ayıp olan odur ki, bilmediğini öğrenmek için çaba göstermiyorsun. Bu artık milletin yükünü omuzlamış bir devlet memuru için facadı rezillikti.  Son olarak söylemek istediğim nokta şudur, şimdiki Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde ilim ve bilgi haddinden ziyade önemlidir. Ona göre de bu ülkelerde parlamentle paralel muhtelif  ilmi komiteler yaratılır. Örnegin; teknoloji komisyonu, çevre muhafıza komisyonu, eğitim ve talim komisyonları vs. faaliyet gösteriyor. Bu komisyonlarda faaliyet gösteren bilim adamları aydınlar, ziyalılar millet vekillerine, siyasetçilere tavsiyeler veriyor ve yol gösteriyorlar.
Nihayet  yüzümü yene ADK başkanı bay Nazim İbrahimov’a tutarak şunları kaydetmek istiyorum. Azrbaycan Türk milletinin tarihi ve talihiyle ilgili meseleleri her hangi bir karar veya açıklama yapmadan önce milletin bilim adamları ve aydınlarından tavsiyeler almayı unutmasın.