Uluslararası
Hukuktaki Suç Kategorileri Açısından Hocalı Olayları
Toğrul
Veli Kamiloğlu[1]

20. Yüzyılın
Trajedi ve İnsanlık Suçlarından Biri Olarak Hocalı Olayları
Pariste
bir adam öldürülürse cinayet; Doğuda elli bin kişi boğazlanırsa
bu bir sorun olur.
Victor
Hugo
1992 yılının 25ini 26sına bağlayan
şubat gecesi insanlığın kara sayfalarından biri olarak
tarihe geçmiştir. Ermenistan silahlı birlikleri bu tarihte
Azerbaycanın Dağlık Karabağ bölgesindeki yerel Ermeni
silahlı grupları ve eski SSCBnin, yeni BDTnin 366. Motorize Alayının
teçhizat ve askerlerinin katılımıyla, Hocalıda tarihte
benzeri trajik olayları aratmayacak şekilde bütün savaş norm ve
kurallarını hiçe sayarak 613 sivil insanı günahsız yere
katletmiştir. Lidisa, Oradur, Hatın, Holokost, Bosna, Ruanda soykırım
ve katliamları gibi insanlık tarihine kara harflerle yazılmış
Hocalı hadisesi, Azerbaycan halkının 20. yüzyılda karşılaştığı
facialardan biri olmuştur.
Olayın üzerinden 15 yıl geçmesine rağmen, konuya ilişkin olarak üzerine büyük sorumluluklar düşen Birleşmiş Milletlerin ve diğer uluslararası kuruluşların olaya gerekli önem ve değeri daha vermediği görülmektedir. Sorunun bütünü ve mahiyeti esas alındığında, bu durum genel olarak BM Güvenlik Konseyinin 822, 853, 874 ve 884 sayılı ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin 25 Ocak 2005 tarihli ve 1416 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, Ermenistanın Azerbaycan topraklarını halen işgali altında tutmasına teşmil edile bilir. Bugün olaylara hukuksal değer verilmemesi sorunun çözümsüz bir şekilde ortada durmasına neden olmaktadır. Bu da bölgenin geleceğini, barışa olan güveni ciddi bir şekilde etkilemektedir.
Eğer yakın dönemde Karabağ sorunu çözümünü bulmaz, Hocalı hadiselerine hukuki değer biçilmez ve katliamın faillerine gereken ceza verilmez ise, Kafkasya bölgesinin ve yakın çevresinin istikrarından ve gelişmesinden söz etmek bir az zor olacaktır.
Uluslararası
Suç Kategorileri Bağlamında Hocalı Katliamı
Uluslararası suçlar kavramı, yazılı hukukta ilk olarak 8 Ağustos 1945 tarihinde Londrada imzalanan Anlaşmanın eki olan Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi Şartı ile düzenlenmiştir. Şart ve Uluslararası Askeri Mahkemenin sonuçlandırdığı yargılamaya ilişkin hükmü, 19 Kasım 1945 tarihinde BM Genel Kurulunca da oybirliği ile onaylanmıştır. Bu belgede, barışa karşı suçlar, savaş suçları ve insanlığa karşı suçların tanımı yapılmıştır.[2]
Bir uluslararası suçun uluslararası toplumun temel bir değerini ya da çıkarını zedeleyen bir eylemden kaynaklandığı, bir başka ifade ile uluslararası toplumun temel bir değerini koruyan uluslararası hukukun temel bir normunu (jus cogens) ihlal ettiği yaygın kabul edilen bir kanıdır. Bu eylemler insanlığın vicdanında şok yaratacak kadar aykırı eylemler olarak da tanımlanmaktadır. Uluslararası toplumun temel bir değerini ya da çıkarını ihlal, devletlerin uluslararası topluma karşı yükümlülüklerinin ihlali olarak da adlandırıla bilir.
Bu uluslararası topluma karşı olabileceği gibi, bir devlete veya devletlere karşı da olabilir. Uluslararası hukukta suç kavramının bu sosyolojik nitelikleri kendisini uluslararası suç olarak telakki edilen eylemlerde açıkça göstermektedir. Bu suçlar soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu, ya uluslararası toplumun barış ve güvenliğine ciddi zarar veren eylemleri ya da insan vicdanına şok edici etki yaratan eylemleri kapsamaktadır.[3]
Soykırım Suçu Açısından
Soykırım
kavramının hukuksal açıdan genel kabul gören tanımı,
9 Aralık 1948 tarihinde
Soykırım bir yok etme suçudur. Münferit karakterli sıradan insan öldürme suçundan farklı olarak toplumsal nitelikli bir suç tipidir. Soykırımda planlı, devlet politikası haline gelmiş eylemler söz konusudur. Soykırım suçu ister barış zamanında, ister savaş esnasında gerçekleştirilmiş olsun, bir devletler hukuku suçudur (SS mad. 1). Bu hüküm ile insanlığa karşı suçların devletlerarası suç olma mahiyeti tescil edilmiş olmaktadır. Başka bir deyişle, soykırım suçu, devletler hukuku suçu olarak ihdas edilmiştir.
Hocalıda yaşananları sözleşme tanım ve hükümlerini esas alarak değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, olayların sözleşmenin 2. maddesinin 5. bendinin ilk iki: -a) Gruba mensup olanların öldürülmesi ve b) Grubun mensuplarına ciddi şekilde bedensel ve zihinsel zarar verilmesi bentleri ile tamamen üst üste düşmektedir. Soykırım suçunun, eylemin bilerekten mi, yani bilinçli olarak mı yapıldığını gösteren niyet (intent) unsuru ve bir eylemin niçin, hangi ihtiyaçtan ve ne şekilde yapıldığını içeren motif (motive) unsurunun soykırım olayında ihtiva etmesi gereken temel belirtiler Hocalıdaki olayda görülmektedir.
Öncelikle, öldürme niyetinin bir gruba mensup bir veya birkaç şahsa değil, bir grubun tamamen imhasına yönelik olduğu açıktır. Yani belirlenen hedef, insanların belirli bir gruba ait oldukları ve bir mensubiyet taşıdıkları için yok edilmeleridir. İkincisi, yaşananların ve olayların girişimin bu grubun kısmen ya da tamamen imhası amacına yönelik olmasıdır. Diğer taraftan eylemlerin uygulanışına bakıldığında, eylemlerin bilinçli ve planlı olma özelliği de net bir şekilde görülmektedir. Dolayısıyla ortadaki belirti ve göstergeler, olayların soykırım olduğuna işaret etmektedir.
İnsanlığa Karşı Suçlar Açısından
İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar (Crimes Against Humanity), suçun işlendiği ülke hukukunun ihlal edilmesi veya edilmemesine bakılmaksızın; savaştan önce ya da savaş sırasında öldürme, yok etme, köleleştirme, tehcir ve diğer sivil halka yönelen insanlık dışı fiiller veya mahkemenin yargılama yetkisine dahil herhangi bir suçun işlenmesinde veya bu suçla bağlantılı olarak siyasi, ırksal ya da dinsel temele dayalı zulüm olarak özetlene bilir.[5] BM Darfur Olaylarını Tahkik Komisyonunun 25 Ocak 2005 tarihli raporunun tanımlamasına dayanarak kısaca ifade edilirse, kişi veya kişilerin onurunu alçaltmaya (cinayet, yok etme, zorla yer değiştirme, işkence, cinsel suçlar v.s.) yönelik suçlar insanlık suçudur.
Hocalı olaylarının, Nürnberg Mahkemesi Kuruluş Senedinde ve Mahkeme Kararında Tanınan Uluslararası Hukuk İlkeleri Metninin 6. ilkesinin II. bendinin c. fıkrasında tanımlanmış insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında da ele alınması gerekir.[6] Katliam sırasında başvurulan yöntemler ve muameleler bakımından Hocalı olayları insanlığa karşı suç kriterlerinin tamamına yakınını içermektedir.
Savaş Suçları Açısından
Savaş esnasında savaş kanun ve teamüllerinin ihlal edilmesi savaş suçlarını oluşturur. Savaş suçları ile insanlık aleyhine suçlar bazı hallerde iç içe, bir arada bulunabilirler. Esasen bu iki tip suçun statüdeki tanımlamaları arasında bazı benzerlikler vardır. Ancak, savaş suçlarının mahiyetleri icabı savaş sırasında işlenebilmesine karşılık, insanlık aleyhine suçun barış zamanında da işlenmesi mümkündür. Savaş suçunun mağdurları hem siviller, hem de askerler olabileceği halde, insanlık aleyhine suçların kurbanları sivillerdir. Savaş suçlarının mal aleyhine işlenen bazı suçlardan meydana gelebilmesi mümkün olduğu halde, insanlık aleyhine suçun mal aleyhine işlenebileceği tasavvur edilemez.[7]
Bu
tanım çerçevesinde, savaşlarda yasak kabul edilen bir çok eyleme doğrudan
ve dolaylı şekilde Hocalı saldırısında açık
ve ağır bir biçimde başvurulduğu görülmektedir. İster
Hocalı tanıklarının, isterse de 1988-2003 yılları
arasında rehin ve esirliğinden kurtarılmış 1335 kişinin
ifadeleri de bunu kanıtlamaktadır.
Diğer Suç Kategorileri ve Uluslararası Temel
Belgeler Açısından
Uluslararası hukukun bir diğer kategorisi olan Saldırı Suçu veya Barışa Karşı Suçların temel özelliklerinin, bir saldırı savaşı veya uluslararası sözleşmelere, antlaşmalara veya güvencelere aykırı savaşı planlama, hazırlama, başlatma ve sürdürme, ya da yukarıdakilerin herhangi birisinin gerçekleşmesi için ortak plana veya komploya katılma[8] olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu özelliklerin bir çoğunun Hocalıdaki yaşananlara ait edilebileceği görülmektedir.
Hocalı olayları, 1948 BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin insanların dil, din, ırk, milliyet mensubiyeti nedeniyle temel hak ve özgürlüklerinden mahrum edilmemesi, can ve mal dokunulmazlığı, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalmaması vs. hükümleri ihtiva eden 2, 3, 5, 9, 17 maddelerle de taban tabana zıttır.
12 Ağustos 1949 tarihli Savaş Zamanı Sivil Halkın Korunması Hakkında Cenevre Konvansiyonunun 3. maddesinin belirlediği üç yasak kategorisinin üçü de Hocalı saldırısında açık ve ağır bir biçimde ihlal edilmiştir.
Cenevre Konvansiyonu (ve ona 1977 yılında eklenen Uluslararası ve Uluslararası Olmayan Askeri Çatışmalarda Savunmayı Güçlendiren I. ve II. Protokol), Barışa ve İnsan Güvenliğine Karşı İşlenen Suçlar Kanunu, 1972 Bakteriyolojik (Biyolojik) ve Toksin Silahların Elde Edilmesinin, Üretiminin ve Kullanımının Yasaklanması ve İmhası, 1974 BM Silahlı Çatışmalarda ve Olağanüstü Durumlarda Kadın ve Çocukların Korunması Deklarasyonu, Vatandaşlık ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, Çocuk Hakları Bildirgesi gibi temel uluslararası belgeler ve yükümlülükleri de hiçe sayılmıştır.
Uluslararası Teamül ve Suçluların Cezalandırılması
Mevcut uluslararası hukuka göre, ülkesinde soykırım, savaş suçu ya da insanlığa karşı suç işlenen ya da vatandaşları bu suçların mağduru olan her devlet, failleri kovuşturup cezalandırmaya hukuken yetkili ve mecburdur. Bu yetki hala geçerlidir ve asıldır. Nitekim, cezadan muafiyet (dokunulmazlık) sorununu ele alan Birleşmiş Milletler, 26 Kasım 1968de suçluların cezai sorumluluklarını yeniden tanımlayan ve bu suçlarda zamanaşımını kaldıran bir karar metnini -İnsanlığa Karşı İşlenen Savaş Suçlarında Zamanaşımının Uygulanamazlığı Üzerine Konvansiyonu- kabul etmiştir.[9]
Diğer taraftan, ulusal mahkemeler suçları soruşturma
ve yargılama hususunda halen öncelikli yetkiye sahiptirler. Ancak,
tamamlayıcılık ilkesine (principle
of complementarity) göre ulusal mahkemelerin devreye girmeye niyetli olmadıkları
ya da fiilen devreye girme imkanından mahrum olmaları gibi durumlarda,
- 1993te BM Güvenlik Konseyi kararı ile Yugoslavya için oluşturulmuş,
ad hoc, yani özel mahkeme statülü Eski Yugoslavya Uluslararası
Ceza Mahkemesi örneğinde olduğu gibi - uluslararası ceza
mekanizmaları harekete geçirilebilecektir.
Hukuki açıdan her şeyden önce Hocalı faciasının uluslararası hukuk normlarına uygun bir şekilde soykırım olarak kabul edilmesi ve sorumlularının cezalandırılması için BM Soykırım Sözleşmesine dayanılarak resmi şekilde İnsan Hakları Mahkemesine başvurulmalıdır. Azerbaycan 1996da, Ermenistan da 1993te sözleşmeye taraf olduklarından bu yolun takibi için herhangi bir hukuki engel söz konusu değildir.[10]
Başvuruda, gerekli deliller sunularak Ermenistanın
bugünkü Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan ve Savunma Bakanı Serj
Sarkisyan dahil Hocalı katliamının gerçekleştirilmesinde
rolü olan bütün siyasi ve askeri yetkililerin cezalandırılması
talep edilmelidir. Eski Yugoslavya coğrafyasındaki soykırım
eylemlerinden sorumlu tutulan Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan
Miloseviç, Paledeki Bosna-Sırp Yönetimi Lideri Radovan Karadziç ve
Bosna-Sırp Yönetimi Silahlı Kuvvetler Komutanı Radko Miladziçin
Eski Yugoslavya Ceza Mahkemesinde savaş suçlusu olarak yargılanmaları
bu durum için yerinde bir örnek ve emsaldir. [11]
Suçlularının cezalandırılması için mahkeme kurmakta yaşanan gecikmeler (tribunal fatigue) ciddi sonuçlara yol açabilir. Örneğin, belirleyici deliller karartılabilir, ihlalciler kaçabilir, tanıklar korkutulabilir vs. Soruşturma gittikçe daha çok masrafı gerektirir ve bu yüksek harcamalar bunları kurmak yönündeki siyasi iradeyi azaltabilir. Bu bakımdan, gereken mekanizmanın biran önce oluşturulması işin sağlıklı yürütülmesi açısından çok önemlidir.
Sonuç
Soykırım gibi bir suç işlenirken belirli bir ölçüde engellenmez ve daha sonra cezalandırılmaz ise, bu durumdan çıkan sonuç ikili bir anlam taşır. Sadece kurbanın adalet anlayışı reddedilmiş olmakla kalınmaz, daha da önemlisi, fail bu suçu ceza gerektirmeyen şartlara göre yeniden tanımlamaya teşvik edilmiş olur. Bunlar potansiyel failleri ilk suçu örnek alarak kendilerini mazur göstermeye teşvik eden derslerle dolu olabilirler. Ne var ki, bu tür inkarlardan kaynaklanan daha vahim bir tehlike, kurban edilen insanlar içinden hayatta kalanların daha farklı yönlere eğilmesine getirip çıkartır.
İster bölgesel ister başka nitelikli olsun, savaşlar kaçınılmaz olduğu ölçüde soykırım önlenemeyebilir. Bu doğruysa, gelecekteki soykırımları önleme çabaları, savaşların, özellikle de milliyetlerin ve azınlıkların kaderini tehlikeye sokabilen savaşların önlenmesi üzerinde odaklaşmaya yöneltilmelidir. BM Adli İşler Genel Sekreter Yardımcısı Hans Corellin dediği gibi, Bundan itibaren, tüm savaş efendileri bilmelidirler ki, uluslararası savaş ve insancıl hukuku ihlal ettikleri taktirde, uluslararası bir mahkeme önünde hesap vereceklerdir.
Bu bakımdan Hocalı olaylarının gerçek
hukuki değerinin verilmesi önemli ve kaçınılmazdır.
[1] Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Öğrencisi & Avrasya Demokrasi Derneği Genel Başkan Yardımcısı
[2]
Sadi Çaycı, İnsanlığa
Karşı İşlenen Suçlar ve Batının Politik
Hukuk Anlayışı, Uluslararası Suçlar ve Tarihi, İksaren Yayını, Sayı 1, Yaz, 2006, Ankara, s. 79.
[3] Yücel Acer, Uluslararası Hukukta Saldırı Suçu, Roma Yayınları, 2004, Ankara, s. 28.
[4]United Nations, Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, 1948, http://www.un.org/documen/convents/genocide.htm.
[5]
The Avalon Project, Charter of the
International Military Tribunal, http://www.yale.edu/lawweb/avalon/imt/proc/imtconst.htm,
12.01.2003.
[6]
Nazim Cafersoy, 11. Yılında
Hocalı Soykırımı, Azerbaycan
Dergisi, Sayı 341,
2002, Ankara, s. 29.
[7] Faruk Erem, İnsanlığa Karşı Cürümler (Genocide), Ankara, 1948, s. 9.
[8] Yücel Acer, a.g.e, s. 96.
[9]
G. A. Res. 239 (XXIII), 23 UN GAOR, Ek. (No.18) 40, U.N. Dok. A/7218 (1968).
[10]
Unutulmamalıdır ki, Soykırım Sözleşmesinin hak ve
yükümlülükleri yalnızca taraf ülkeleri bağlamakla sınırlı
kalmamakta, aynı zamanda diğer devletleri de kapsamakta ve erga omnes nitelik taşımaktadır.
[11]
Nitekim, BMnin 3 Aralık 1973 tarihli Soykırım Suçu İşleyenlerin Aranması,
Tutuklanması, Geri Verilmesi ve Cezalandırılması
Konusunda Uluslararası İşbirliği İlkeleri de
bunu talep etmekte ve mümkün kılmaktadır.