ABD-Iran savaşı Lübnan’dan mı başladı?

 

Aran ERDEBILLI

Savalan_bfs@yahoo.com

 

Dünyamızda ikinci dünya savaşından sonra oluşan dengeler, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bozuldu. Bölge ülkelerinin siyasal, ekonomik yapıları hızlı bir değişim sürecine girdi. 21.yüzyılın tek süper gücü olarak ABD ortaya çıkmış ve kendisini teknolojik ve ekonomik alanda dünyaya egemen duruma getirmeyi planlamıştır. Bu arada, tek kutuplu dünya düzeni ABD’nin Orta asya, Avrasya jeopolitiği oluşmaya başladı.1993 yılında Yahudi asıllı Samuel Huntington medeniıeyler çatışması teziyle ABD’nin girişimleri için alt yapıyı oluşturdu. 1997 yılında ise, yayınlanan “Büyük Satranç Tahtası” adlı kitapla Zbignew Brezeniski ABD’nin Avrasya’ya girişimine jeopolitik yapıyı hazırladı. Böylece, ABD kendine rakip olabilecek bir süper güçün ortaya çıkmasına izin vermemeyi esas aldı. 11 Eylül 2001 yılında, New york’taki ikiz kulelere saldırı daha da ABD planını  ilerilere götürdü. Şuanda ABD tek süper güc olarak görülmektedir. Hatta surpriz bir şekilde dagılmazsa gelecek 20 yılın büyük bir gücü sayabiliriz. Bölgesel çatışmalar ve krizler Orta dogu ve Kafkaslarda yaşanmaktadır. Bu bölgede zengin rezerveler sahip enerji ve yer altı kaynaklarının bulunduğu bölgelerdir. Kıyamet Orta Doguda kopmaktadır. Çünkü dünyanın %65 petrolüne sahip bir bölge ve bunun yalnız %4 kullanılmaktadır. Jeopolitik merkez yani dünyanın merkezi Orta dogu dur. Bu bölge ile ilgili ABD tarafından “Büyük Orta dogu Projesi”ortaya koyulmuştur. Bu proje Afganistan ve Irak savaş ile başlayarak, ABD’nin ortaya atılan politikasının amacını  bu proje’de göstermektedir. Bu projenin amacı görüldüğü gibi, bölgenin enerji, siyasi, dini, su meselelerini etkilemek ve daha da önemlisi bölgedeki bazi ülkelerin sınırlarını değiştirmektir. ABD’nin bu konuda yardımcıları İsrail ve İngilte dir. Bir yandan bölgede kan gövdeyi götürürken ABD ve Yahudi fabrikalarında üretilen “Made ın USA” bombaları bölge halkının kafasına yagdırılmakta öte yandan da, tekrar bölgenin yapılanmasında(!) ABD ve Yahudi şirketleri öncü olmaktadırlar. Dolaısıyla her iki oyunda da kaznçlı ABD ve Israildir.

 ABD kendi çıkarları ve menfaatları doğrultusunda bölgedeki, Irak, Suriye ve Iran gibi ülkeleri yeniden yapmaya çalışmaktadır. Bu nedenle bölgede hep dini ve etnik çatışmalar  devam edecektir. Nitekim, 25 Temmuz 2006’da Lübnan’da savaş sürerken ABD Dış işleri bakanı condoliza Rice, Kudüs’te Israil Başbakanı Ehud Olmert’te “yeni bir orta dogu için zamanın geldiğini” söylemiş Ehud Olmert ise, Israıl’in ABD ile beraber çalışacağını demiştir.

Bu arada  Iran Molla hükümeti Irak-Iran savaşından sonra bölgede özellikle, Orta dogu’da nüfuz alanını genişletmeye başladı. Bu  konuda  Hatta kendi Islami modelini ve terörizmi de yaymayı başladı. Iran ayrıca, güçlü silahları da içeren oldukça önemli bir askeri güçü de oluşturdu. Bu da bölgedeki İsrail, ABD ve Arap ülkelerine tehdit oluşturma demektir. Bu gidişatla Iran petrol bölgesi olan, Orta dogu’da güçlerin enerji güvenliğini baltalayacaktır.

 Bölgedeki yer altı örgütlerine destek veren ve Hizbullah’ın büyük yardımcısı İran, bölgedeki Afganistan ve Irak’tan sonra yangının kendi ülkesine de geleceğini anlamış ve buna karşın Batı güçlerine karşı sınırları dışında savaşı sürdürmesini  mantıklı ve stratejik açıdan etkileyici olacağını düşünmüş.Tıbkı ABD’nin sınırlarının dışında savaştığı gibi. Dolaıysıla, İran hükümeti sınırları içerisine ABD ve Israıl saldırısı gelmeden, savaşı sınıırları dışında olan iki cepheye Irak ve Lübnan’a taşımayı başarabilmiştir. Bu konuda  Şiilerin çoğunlukta yaşadığı Güney Lübnan’da etkisini ve yardımını göstermiştir. Bakmayarak ki, Iran hep desteğini bölgeye sıyası ve manevi olarak açıklamaktadır. Fakat, Lübnan halkının yüzde 40’ının Şiilerden oluştuğu, Hizbullah’ın da Lübnan’ın en güçlü ve en etkili siyasî hareketi olduğu göz önünde bulundurarak ABD ve Isaril Lübnan’dakı Hizbullah’dan algıladıgı tehdit nedeniyel, İran’ı da büyük bir tehdit olarak görmektedir. Bu çerçevede, ABD ve Israil birlikte, Iran’ın vurucu gücü olan/olacak Hizbullah’ı etkisiz etmek için lübnan savaşınıa start vermişlerdir.  

          Lübnan savaşının kısa zamanda biteceği hiç görülmemektedir. 4 milyon nüfuslu Lübnan’da savaş ve gerginlik gittikçe yayılmaktadır. 1993-1996 yılında olduğu gibi yine Lübnan’ın alt yapısı tahrip edilmektedir. Orta doğunun bu hale gelmesi/getirilmesinde ve insanların kanının dökülmesinde, bu defa ABD ve İsrail ile birlikte Iran molla rejimi gibi diktatör rejimlerinde elleri vardır. 12 Temmuz 2006 da Iran’ın Milli Güvenlik Yüksek Konseyi’nin Genel Sekreteri ve İran'ın nükleer konulardaki başmüzakerecisi  Ali Laricani Suriye’ye ziyaret’te bulunarak Cumhurbaşkanı Bashar Asad ve Cumhurbaşkan yardımcısı Faruk El Şara ile görüşmüştür. Laricani ile görüşmelerinin çok olumlu ve yararlı olduğunu ifade eden Şara, "Görüşmelerimiz Suriye ve İran arasındaki ilişkilerin derinliğini yansıtıyor. Görüşmelerde; İsrail'in Filistin halkına düzenlediği saldırılar üzerinde durduk”. demiştir. Öyle ki, Laricani ve Iran’ın Suriye’deki büyükelçisi Hasen Ahteri Lübnan’daki yeni savaşın daha derinleşmesinin alt yapısını hazırlamıştır. Hizbullah’ın günümüzde Israil’e fırlatığı katyuşa ve Facr adlı füzeleri, Iran’ın 13 bin adet Hizbullah’a verdiği füzelerdendir.

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hamid Rıza Asıfi 17 Temmuz 2006, haftalık basın toplantısında, Muhabirlerin İsrail’in Suriye’ye saldırması halinde İran’ın Suriye’nin yanında yer alıp almayacağı doğrultusunda sorularıyla ilgili ise Asıfi, İran’ın Filistin, Lübnan ve Suriye halkının yanında yer aldığını belirtimişti.

Özetle, ABD’nin Lübnan’da Iran’la savaşı, Ortadoğu ile ilgili nihai hedefinin “Büyük Ortadoğu Projesi” olarak bilinmektedir. Bu arada ABD’nin Irak’tan başlamak üzere Lübnan, Suriye ve İran’ı da içine alacak yeni bir ateşin içine girmeği planlamıştır. Bu savaşla aslında ABD ve Israil, Iran’ın vurucu gücü olan/olacak Hizbullahi ve dolayısıyla İran’ı denemektedir. Bölgede tehditler yağdıran terörizmi destekleyen Iran molla rejimi bölgedeki gerginliğin artmasını ve hetta bölge insanınn kanının akmasını daha da şiddetlendirmektedir. Nitekim,17 Temmuz 2006 haftalık basın açıklamasında, Yabancı bir muhabirin Asıfi’ye “İran’da İsrail’in yok olması yolunda atılan sloganlar niye önlenmiyor” diye sorduğuğu soruyu Asıfi, “İsrail her hangi bir anlaşmaya yanaşmamakta, bütün komşularıyla çatışma halinde olan bir rejim. İsrail’in yok olması sadece İran’ın değil bütün bölge halklarının isteğidir” diye yanıtladı. Böylece,  bölgede üçüncü devletlerin ABD-Iran-Israil’in kışkırtıcı davranışlarıyla ve oyunlarıyla hep bölge insanının kanı dökülmüş ve dükülecektir.