VATANIMI GERİ VERİN - 2

 

Yamur başlamıştı. Tanrıverdi ıslanıyordu. Başından  topuğuna kadar ıslanmasına rağmen ufacık bir tepki bile vermiyordu. O bir fedaiydi. Azerbaycan Fedaisi. Türk milletinin çıkarlarına baş koymuş  olanlara Fedai adı verilirdi. Onlar büyük bir gençlik, Türk milletinin fedaisiydiler.

 

Tanriverdi Karadağda büyümüştü. Karadağın Tebriz ile uzaklığı kuzeye , Araz çayına doğru üç saat uzaklıktaydı. Karadağ başlı başına bir bölgeydi. İçinde pek çok yerleşim yerleri vardı.  Horan , Eher , Kelider hep Karadağ bölgesi içindeydi. Babek Galası bu Karadağ bölgesinde ki Kelider şehrindeydi. Ulu Türk ! Babek Hürremdin !... Azerbaycan'ın üzerinde ki ulu tin ! Can Azerbaycan'ın büyük ulusu ! Araplarca DİNSİZ olduğu yalanıyla katledilmiş , sağ kolu , sol kolu , sağ bacağı , sol bacağı sırayla her yerini bir gün içinde parçalayıp , kutlu cansız bedeni günlerce güneşin altında bırakılmış  , hayvanlara yem olması için verilmişti. Abbasi halifelerinden  Mötesem adında ki halife tarafında 'İSLAM DÜŞMANI' olarak hakkında ölüm fetvası çıkarılmış ve yirmi iki yıl boyunca Babeğin peşinde onu idam etmek için koşmuşlardı. Babek Arapların Azerbaycan'a girmemesi için direnen , Türk topraklarının Araplaşmaması için ve Türk soykırımı yapmaması için savaşan Babek İslam düşmanı olarak şeriat hükmünce idam edildikten sonra her yıl Türk balaları onun anısına toplanıyor , onun adını yaşatıyorlardı. Dini kendi çıkarları için kullananlarca Araba boyun eğmemek İslama karşı gelmekti !.. Çocuklara Türk adı 'Bu Müslüman adı değil' diye verdirilmiyordu. Müslüman olmak Arap olmaktı , Araplaşmaktı. Hatta mümkünse Türk dilini de kaldırsalar yerine Arap dilini koysalar belki daha Müslüman olacaklardı !?...

 

Babek Araplaşmaya karşı yaşamı boyunca savaşmış , 'Ben Türk'üm' demiş , canı pahasına direnmiş yüce bir Türk'tü..Arabın töresini , felsefesini , yaşamını almak bir Türkün kabul edemeyeceği , etmemesi gereken bir ihanetti. Tanrıverdi düşündü.. Bugün bile Babek'in fikrinde olanlar , dini kendi çıkarlarına ulaşmak için kullananlarca 'İslam düşmanı' olarak tanıtılıyordu. Tanrıverdi güldü. Karşısındakini Müslüman olmamakla suçlayanlar acaba ne kadar Müslümandılar ? Müslümanlık demek ahlak temizliği , dürüstlük , iftira atmamak , yalan söylememek , arkadan entrikalar çevirmemek , dedikodu yapmamak , başkalarını ve İslamiyeti kendi çıkarlarına ulaşmak için kullanmamak demekti..Ama fitneci , Arap zihniyetlilerce İslam sadece günde beş kere yatıp kalkmak , ondan sonra güzel bir dedikodu mesaisine oturmak demekti.

 

Öz benliğini satanlar Türk kanından olamazlardı. Dün Babeğin canını her tarafını doğraya doğraya alanlar bugün muzaffer olamayacaktılar.

 

Yağmur dinmişti. Toprak kokusu her yere sarmış , O geçmişten bugüne Babeğin ne kadar haklı ne kadar dürüst bir Türk olduğunu sayıklıyordu. O Azerbaycan eli Araplaşmasın diye canını veren ulu Türk'ün diyarı bugün Farsların elindeydi. Demek ki Arapların yalanları işe yaramış , Türkler öz benliğinden kopmuş , öz yurtlarında  Fars işgali başlamıştı. 'Ölene kadar savaşacağım' diye bir kez daha yemin etti. Babeğin Galasına ağlamaklı gözlerle bakarak..'Ölene kadar savaşacağım ulu Babek sana and olsun!'...

 

                                          ***

Tebriz'e varmıştı. Hava iyiden iyiye kararmış , buz gibi soğumaya başlamıştı. Dava arkadaşlarından Elyar'ın evine varmış , Elyar tarafından hasretle kucaklanmış bağıra basılmıştı. Birlikte ne çok olaylar yaşamışlar ,ne kadar çok  anıları vardı.. Azerbaycan topraklarında ki Ermenilerin Rusların ve İngilizlerin desteği ile kudurduğu günlerde hep birlikte savaşmışlar , Elyar altı ay , Tanrıverdi sekiz ay cezaevinde yatmış , Farslar tarafından sabahtan akşama kadar boyuna dövülmüşlerdi. Bu yadırganacak birşey değildi. İşgal edilmiş bir vatanın evlatları öz benliklerini dilerlerse elbette ki dövüleceklerdi. Tanrıverdi bazan 'Keşke öz bağımsızlığım altında yaşasam öz polisim tarafından bu işkenceleri görsem , yaralarım bu kadar acımaz' diye söylenirdi. Gökte ki kuşlar bile kanatlarını çırpıp her istedikleri yerlere uçabilirken , mantık sahibi , akıl sahibi , vicdan sahibi Türkler esaret altında yaşam savaşı veriyorlardı.

 

Elyarla dertleştiler , sabaha kadar konuştular. En güvendikleri arkadaşlarıyla durum değerlendirmesi yapmak üzerinde birleştiler. Yiğitliğinden şüphe duymadıkları dava arkadaşları Kılıç  ve Usta Bayram ile görüşeceklerdi. Sabahın ilk ışıkları doğmadan onlara gitmek için yola koyuldular. Birbirlerine yakın mesafede oturan , eskinin okul arkadaşları şimdinin aile dostları ve komşuları olarak birbirlerinden hiç ayrılmamışlardı. Onlardan tek ayrı kalan Tanrıverdi'ydi..

 

Dört genç adam yeşil badana boyası ile duvarları boyalı , evin güneyine bakan gölgelik  odasında toplanmışlardı. Tanrıverdi konuşmak istemiyor hepsinin dudaklarının arasından çıkacakları bekliyordu. Elyar içinin harareti yüzüne vurmuş , dolu dizgin konuşmaya hazırdı.

 

- Tanrıverdi'nin can güvenliği yoktur. Buna rağmen dönmüş ve yeniden teşkilatlanmamızın şart olduğunu , eğer böyle sakin sakin durursak ard arda gelen baskınların ve idamların önüne geçemeyeceğimizi fark etmişsinizdir.

 

Kılış söze atıldı :

 

- Elden gelen bir şey yok. Yönetim tamamen onların eline geçti. Küçücük bir azınlık haline düştük. Silahımız yok , arkamızda desteğimiz yok. İstesekte istemesekte bu yönetim altında yaşamaya mecburuz.

 

Elyarın gözlerinden ateş çıkmıştı :

 

- Senin bu dediğin Türk oğluna yaraşıyor  mu ? Seneler geçtikçe özünden kopmaya başlamışsın da haberimiz yok. Ben eski Kılıçı istiyorum. O yaman yiğitti. Atılırdı. Dövüşürdü. Direnirdi. Ne oldu sana böyle desene ??

 

Kılıç içini derince çekti.

- Artık bize muhtaç olan , gece olduğu zaman yolumuzu gözleyen , korumamıza ve bakmamıza muhtaç aile , ocak sahibiyiz Elyar.. Başımıza bir iş gelse balalarımız , ocaklarımız , evdeşlerimiz ne olacak ?...

 

Hepsi susmuş , başlarını önlerine eğmişlerdi. Kapının gümbür gümbür yumruklanmasıyla göz göze geldiler. Ayağa kalkıp ne olduğunu anlamaya çalıştıklarında salonun kapısı kırılmış ve içeri elleri silahlı Fars askerleri girmişti.

 

- Ellerinizi yukarı kaldırın !

 

Askerler Elyar'ı , Kılıc'ı , Usta Bayram'ı ve Tanrıveri'yi sorgulamak için götürdüler. Kah dövüyorlar kah küfür ediyorlardı.

 

Bütün gece , sabaha kadar sorgulandılar. Her biri ayrı sorgu odalarında , dövülerek , elleri ayakları bağlanıp alınlarının ortasına periyodik düzenle su damlatılıp delirtene kadar sorgulandılar. Usta Bayram'ın sabah ezanı okunana kadar bağrışları , acı içinde kıvranmaları , inlemeleri duyuluyordu. Ezan ile birlikte Usta Bayram'ın sesi de kesildi. Sonsuza kadar ....

 

Tanrıverdi sevdiği dava arkadaşı , dostunu kaybetmiş , dünya bir Türk'ü kaybetmişti. Gözlerinden yaş akamadı çünkü yaş akacak bir gözü kalmamış sadece kan akan bir musluk haline gelmişti..

 

Elyar ve Kılıçın sesleri duyulmuyor , onların da ölmüş olabileceğini düşündükçe eşleri , çocukları için içi yanıyor , ruhu sızlıyordu.

 

Öğle vakti yaklaştığında kapatıldığı zindanın önüne gelen memur :

 

- Hazırlan ! Abdest alacaksın !

 

diye bağırdı ...

 

Tanrıverdiyi kollarından tutan dört Fars askeri onu abdest almaya götürdüler. Önce ellerini sonra yüzünü yıkadı. Sonra ellerini yukarı kaldırıp :

 

- Tanrım !... Yeri ve göğü , ezeli ve ebedi , iyiyi ve kötüyü , on sekiz bin alemi yaratan ulu Tanrım !... Öz bayrağım altında yaşamak , öz bayrağımın dalgalandığı göğün altında can vermek isterdim.. Soyumu , vatanımı , ailemi senin rahmetine emanet ediyorum.

 

Türkçe dua ettiği için Fars askerleri bu Türk'ün ne dediğini anlamamışlar öylece yüzüne bakıyorlardı.

 

Duası bittikten sonra sessizce ellerinden tutup meydana getirdiler. İki asker dar ağacını kurmuş bekliyordu. Tanrıverdi yavaş adımlarla yukarıda sallanan ipe bakıyor , ipe her yaklaştığında çocukluğu , gençliği , Türkiyesi, Türk'ün bayrağı zihninden sıra sıra dizilip geçiyordu.

 

Birkaç dakika sonra bir Türk daha atalarının yanına uçmağa varmıştı..

 

Kulaklarda acı bir çığlık duyuldu. Bu uzaktan , Türkiye'den gelen bir çığlıktı. Yaşar'ın evdeşi doğum yapmış bir erkek bebek dünyaya getirmişti..

 

 

                                                     BİTTİ...

 

 

Müge Çetinkaya

 

 qaynaq :  http://muge_cetinkaya.sitemynet.com/oykuler-o4.htm

                  http://muge_cetinkaya.sitemynet.com/