Arif Keskin*
ABD-İran ilişkileri, İran siyasî hayatında, gündemin en önemli ana konusu olma özelliğini sürdürmektedir. 11 Eylülden sonra İranın iç ve dış politikasının en önemli belirleyici faktörü İran-ABD arasında var olan sorundur. İran-ABD ilişkisi İran dış politikasını bir kriz yönetimi hâline getirmektedir. İran çevresindeki değişimler ABD merkezli değişimlerdir ve söz konusu gelişmelerde ABD başat unsur olduğu için, temel amacı bu gelişmelerden İranı dışlamak veya İran etkisini en aza indirmektir. Bu politikanın sonucu olarak, İran, bu gelişmelerde fırsat aramak yerine kendine yönelik tehdidi en aza indirmeye çalışmaktadır. Eğer bu bakış açısı ile İranın çevresindeki olaylara bakarsak durumu daha net görebiliriz:
İran, Taliban rejimini kendi millî güvenliğine tehdit olarak
görüyordu. Talibanın devrilmesi ise İranın bu sorununu
çözmedi. ABDnin Afganistan siyasal denkleminde başat unsur olması
İran için bir tehdittir.
İran, Saddam rejimini kendine yönelik bir tehdit olarak görse de
bu rejimin ABD tarafından devrilmesini de kendine yönelik bir tehdit
olarak algılamaktadır.
İran, ABDnin Orta Asya ve Kafkasyaya yerleşmesini ve buna
ek olarak Rusyanın NATOya ve ABDye yakınlaşmasını
da tehdit olarak değerlendirmektedir.
Yukarıdaki gelişmelerde yer alan İranın
tehdit algılamasının ana nedeni ABD faktörüdür. ABD ve İran
arasındaki gergin ilişkiler, İran dış politikasını
çıkmaza sokmaktadır ve İranı dış politikada sürekli
buhranlarla karşı karşıya getirmektedir. İranın
dış politikasına yön veren temel eğilim, fırsat aramak
ve bu fırsatları değerlendirmek yerine, tehdit faktörlerini en
aza indirme çabasıdır.
ABDnin Iraka yerleşmesi ve katettiği mesafe, İran
İslam Cumhuriyetini çıkmaza sokmaktadır. İran için,
Irak Savaşı sırasında ve sonrasında oluşan tablo
ürkütücüdür. İranın karşısında BMyi ciddiye
almayan, müttefiklerini önemsemeyen, askerî operasyona hazır ve güçlü
bir Amerika bulunmaktadır. Böyle bir Amerikaya meydan okumak ve maceracı
politikalara girişmek son derece tehlikelidir. Ayrıca İran yönetimi,
devrimin ilk yıllarında sahip olduğu meşruiyete sahip olmadığının
bilincindedir. Bu açıdan bakıldığında İran, kendi
halkına dayanarak Amerikaya karşı uzun süre
direnemeyeceğinin de farkındadır. Üstelik İran,
İkinci Körfez Savaşında Irak halkının Saddam
rejimine sahip çıkmadığını ve savaş sırasında
tarafsız kaldığını da görmüştür. Ayrıca,
ABDnin askerî hedefi olması durumunda, kurduğu savunma ve güvenlik
ittifaklarının işe yarayamayacağının bilincindedir
ve er geç ABDnin askerî hedefi haline gelme endişesini taşımaktadır.
ABDnin Afganistan ve Iraka
yerleşmesi ile İran ABD askerî kuşatması ile çevrelenmiştir.
İran içinde bulunduğumuz dönemde ABD ile diyaloğa hazırdır.[3] Ancak bu diyalogdan zararlı çıkmaktan korkmaktadır. İrana göre ABD, İran üzerinde hegemonya kurma ve rejimini değiştirme niyeti taşımaktadır. Biz ABD ile ilişkiye girmek adına Afganistan, Irak ve Lübnanda ABDye yardımcı olduk ancak hiçbir fayda sağlayamadık şeklinde ifadeler kullanan birçok İranlı analizci ve politikacı bulunmaktadır. İranın ABD politikasını çıkmaza sürükleyen temel faktör güven olgusudur.[4]
İran İslâm Cumhuriyetinin varlığını
korumak isteyen muhafazakârlar, ABD-İran gerginliği nedeni ile bunu
uzun süre garanti edemeyeceklerini ve bu nedenle ABD ile diyaloğa girmenin
bir zorunluluk olduğunu açıkça ifade etmektedir. Muhafazakârlar,
ABD ve İran arasındaki sorunun çözümlenmesini, İran
siyasî sisteminin devamı için bir zorunluluk olarak kabul etseler de, bu
sorunun çözümüne yönelik diyaloğun nasıl, ne zaman ve
kimin vasıtası ile kurulacağı önemli bir tartışma
konusudur. Dış politika alanında inisiyatifi elinde bulunduran
muhafazakâr blok, ABD-İran diyaloğunun reformistler aracılığı
ile yapılmasına ve uluslararası sistemin baş aktörü tarafından
reformistlerin muhatap olarak alınmasına karşıdır.
ABDnin İranda demokratikleşmeden yana açıklamaları
ve muhafazakârların meşruiyetlerini sorgulaması, muhafazakârları
bu ilişkinin yolunu tıkamakta ısrarlı kılmaktadır.[5]
Ancak bu, İran iç politikasına da bir sorun olarak yansımaktadır.
İran yönetiminin şu safhada içinde bulunduğu durum
hem ABD ile ilişkileri normalleştirelim hem de rejimi koruyalım
şeklinde özetlenebilir. İran'ın iç ve dış politikası
şimdilik bu çıkmaza odaklanmıştır. Bu çerçevede
ABDye güvenebilmek için, bloke edilmiş sekiz milyar doların
geri verilmesini, tüm ambargoların kaldırılmasını,
uluslararası sistemde İran karşıtı faaliyetlere ve
rejim değişimi yönündeki çabalara son verilmesini istemektedir.
ABD'nin İran politikasını tanımlamak
zordur. ABD, nasıl bir
İran istediğini net olarak bilmektedir. Ancak istediği İran'ı
nasıl kuracağı konusunda belirli bir politikası mevcut değildir.
Başka bir ifade ile ABD, İran konusunda taktik düzeyde bir sorun ile
karşı karşıyadır. ABD, "İran İslam
rejimini yıkma ve onun yerine kendine bağımlı bir yönetim
kurma arayışı içinde olsa da bu amacı gerçekleştirmek
için yeterli olanaklara sahip olmadığının
farkındadır. İranda
"rejimi devirmek" kolay olmadığı için ABDnin İran
politikası baskı yapmak- akıllılaştırmak- ilişki
kurmak , devirmek ve işbirliğine girmek gibi çelişkili
eğilimler arasında gidip gelmektedir. 1979dan günümüze kadarki
çeyrek asırda ABDnin İran'a yaptıklarından sonra İran
İslam Cumhuriyetinin var olması ABDnin İran politikasını
tartışmalı hale getirmektedir.
ABD İran
konusunda paradoksal politik eğilimler
gösterse de 1979'dan günümüze kadar genel çizgiyi "İran'ın iç
ve dış politikada davranışları değişsin"
şeklinde özetlemek mümkündür. ABDnin amacı İranın
siyasal davranışlarını değiştirerek onu kendi
hegemonyasındaki uluslararası
sisteme entegre etmektir. ABDnin İrana yönelik yaptırımları,
İran İslâm Devrimi heyecanının tükenmesinde ve yeni İranın
ekonomik-toplumsal sorunlar ile karşılaşmasında rol oynamıştır.
Diğer taraftan İran dış politikasında ABD unsuru sınırlılık
olgusu olmuştur.
ABD'nin İran rejimine yakınlaşmasındaki en büyük
engel, İran rejiminin "ABD paranoyasına" sahip olmasıdır.
Söz konusu durum aşırı kapalılık olgusunu doğurmaktadır.
Başka bir ifade ile ABD günümüzdeki dönemde İran ile ilişki
kursa da, rejimin yapısı itibari ile yönetimi kendi stratejik çıkarları
doğrultusunda yönlendirme şansı çok azdır. ABDnin
İrana yönelik politikalarını etkileyen diğer önemli
olgu ise İran rejiminin meşruiyet krizidir. ABD, İran rejiminin
halk içinde meşruiyetini ciddi şekilde yitirdiğinin farkındadır
ve bu iç meşruiyet krizi ile uzun süre devam edemeyeceğini düşünmektedir.
ABD açısından İran
rejimi ile yakınlaşmak, ona meşruiyet sağlamak ve onun ömrünü
uzatmak anlamına gelmektedir.
ABDnın İran politikasını etkileyen diğer
bir önemli etken ise İsrail faktörüdür. Saddam devrildikten sonra
İsrail, İranı birinci düşman olarak nitelendirmiştir.
İsrailin güvenliğinin ABD dış politikasındaki
etkisi düşünüldüğünde İsrail faktörü iki ülke
arasındaki ilişkinin ilerlemesine önemli bir engel olmayı
sürdürmektedir.
İran ile ilişki kurma potansiyeline sahip olmayan ABD, 11
Eylül öncesi İranı sınırlandırıp
zayıflatmak niyetinde olduysa da,
ona idare eder mantığı ile yaklaşıyordu.
Ancak 11 Eylülden sonra ABDnin İran politikası idare eder
mantığının dışına çıkarak farklı
bir düzeye gelmiş ve terörün karşısında durmak ABD
dış politikasının temel ilkelerinin içinde yer almaya başlamıştır.
11 Eylül'den sonra Bush yönetimi taktik düzeydeki engelleri silahlı müdahale
yolu ile aşmaya çalışmaktadır.
Bu bağlamda Afganistan ve Irak yönetimini değiştirmiştir. Söz
konusu durumun İran için de geçerli olabileceği ise son günlerde gündeme
gelmiştir. ABD, İran karşısında ya değişeceksin
ya da değiştireceğim politikasını izlemektedir. 11
Eylülden sonra ABDnin İran politikasında hızlı değişim
ve sertlik öğeleri artırılmıştır. Halen
İran çevresinde oluşan ABD hareketliliği İrandaki değişimi
hızlandıracak mahiyettedir.
Avrupa
ülkelerinin İran ile tarihî bağları mevcuttur. Avrupa ülkeleri
İrana, Orta Doğuda 1945ten sonra nüfuz kazanan ABDden çok
önce, 16. yüzyılda girmişlerdir. İran Avrupalılar için Türkleri
dengelemek ve genişlemesini engellemek için önemli bir unsur olmuştur.
İranın tarihî, kültürel ve jeopolitik konumu Avrupalılar için
her zaman önemli olmuştur. Avrupalıların İran üzerindeki
politikaları, İranın siyasî hayatını belirlemede önemli
rol oynamıştır. İkinci Dünya Savaşına kadar
İrandaki yabancı hegemon güç olan Avrupalılar, İkinci Dünya
Savaşından sonra bu gücü ABDye devretmişlerdir. İrandaki
nüfuzlarını ABDye kaptırmış olsalar da Avrupalılar,
İran ile iyi ilişkiler sürdürmek istemişlerdir. AB-İran
ilişkileri 1979 İslâm Devriminden bu yana gergin bir evre geçirmektedir.
İranın insan hakları ihlâlleri, terörizme desteği, Orta
Doğu Barış Sürecini engellemeye çalışan tutumu, kitle
imha silâhlarına sahip olma çabası ve Salman Rüştü konusu,
İran-AB ilişkilerinde her zaman gerginlik kaynağı olmuştur.
Nitekim 1989da Salman Rüştü hakkındaki Humeyninin ölüm
fermanı, AB ülkeleri ve İran arasındaki ilişkileri gerginleştirmiştir.
1989da Rafsancaninin Cumhurbaşkanı olması dış ilişkilerde
yeni bir dönem başlatacağı umudunu vermiştir. Rafsancani,
pragmatist söylemlerle AB ülkeleri ile iyi ilişki kurma eğilimi göstermiştir.
Rafsancaninin söylemleri ve 1990da Kuveytin Irak tarafından işgal
edilmesi, AB-İran ilişkilerinin iyileşmesine neden olmuştur.
Bu iyileşmenin devamı olarak 1992de AB ülkeleri, İran ile ilişkilerinde
yeni bir dönemi başlattıklarını bildirmişlerdir. Bu
yeni politika Eleştirel Diyalog olarak adlandırılmıştır.
Eleştirel Diyalog politikasının sonucu olarak AB, İran
ile ilişkilerini sürdüreceğini ancak bu ilişki süresince
İranla ilgili rahatsız olduğu konularda İrana baskı
yapacağını bildirmiştir. AB ülkeleri, insan hakları
ihlâlleri, terörizme verdiği destek, kitle imha silâhları ve Orta
Doğu Barış Süreci konusunda İrana baskı yapacaklarını
ve İranın bu konularda davranışlarını değiştirmesini
isteyeceklerini ilân etmişlerdir. 1997de Almanyanın Mikonos
kentinde İran Devleti, Almanyada rejim muhaliflerine karşı terör
eylemi düzenlemesi nedeni ile mahkeme tarafından suçlu bulunmuştur.
Söz konusu durum İran ve AB üyeleri arasında yeni bir gerginlik
sebebi olmuştur. Bu politikanın sonucu olarak AB ülkeleri İran
ile aralarındaki diplomatik ilişkilerini en aza indirmişlerdir.
Ancak 1997de İranda Hateminin iktidara gelmesi İran-AB ilişkilerinin
yeniden canlanmasına neden olmuştur. Hateminin iç politikada sivil
toplum, özgürlük ve demokrasi; dış
politikada ise tansiyonu düşürmek ve medeniyetler diyaloğu
söylemleri, AB ülkelerinin İran ile ilişkilerinin yeni bir döneme
girmesini sağlamıştır.[6]
ABnin İran politikası reformistlere endekslenmiştir. AB üye
ülkeleri, İran siyasî sistemi içinde reformistleri muhatap olarak görmeye
başlamışlardır.
AB
ülkeleri içinde İran ile ne tür bir ilişki kurulması konusunda
bir fikir bütünlüğü yoktur. İngiltere, Almanya ve Fransa gibi ülkeler
İran ile koşullu ilişki kurulmasından yanadır.
Yunanistan ve İtalya gibi ülkeler sadece ticarî bağlamda ancak koşulsuz
ilişki kurulması taraftarıdır. AB'nin İran ile ilgili
kararı koşullu ilişki olarak algılanmalıdır.
İnsan hakları, terörizm, kitle imha silâhları ve İran'ın
bölgesel politikası bu koşullar içinde sayılmaktadır.
AB
ve ABDnin İrandan siyasî talepleri (iç ve dış politikada)
aynı olsa da bu siyasî amaçları gerçekleştirmek için farklı
metotlar benimsemişlerdir. ABye göre İran uluslararası
sisteme entegre edilmelidir. İranın uluslararası sisteme
entegre olmasının yolu diyalog ve yapıcı ilişkilerin
kurulmasından geçer. ABD de İranın uluslararası sisteme
entegre olmasını istemekte ancak bu hususta ABden farklı bir
politika takip etmektedir. ABD baskı, tecrit, ambargo ve ilişkilerin
askıya alınması yolunu tercih etmiştir. ABye göre
ABDnin politikası İranı akıllandırmamakta, tam
tersine onu daha radikal bir çizgiye itmektedir. İrana uygulanan baskı
onu uluslararası sistemden dışlar ve bu İranın
radikalleşmesine yol açabilir. ABye göre İran ile diyalog ve ilişki
kurulmalı ve İranın akıllılaştığı
oranda ilişkilerin geliştirilmesi ve derinleşmesi politikası
takip edilmelidir. Yukarıda anlatılanların mantıksal sonucu
olarak AB, İran ile ilişki kurmak ve onu diyalog ile akıllandırmak
yolunu seçmiştir. AB, İran ile, insan hakları ihlalleri, terörizm,
kitle imha silâhları, Orta Doğu Barış Süreci ve bölgesel
istikrar konusunda sürekli eleştirel diyalog içinde olduğunu
bildirmiştir.
AB,
ABDnin çifte çevreleme politikasının tam aksi yönünde
davranmıştır.[7]
11 Eylülden sonra İranın Şer Ekseni bağlamında
değerlendirilmesini kabul etmemiştir. AB, İran konusunda
ABDden farklı bir politika geliştirmeye çalışmış
olduğu hâlde, İran-AB ilişkileri derinleşememiştir.
İran-AB arasında var olan iç ve dış politikadaki sorunlar
ve fikir farklıkları bu ikili ilişkinin derinleşmesini
engellemiştir. Çünkü ABD gibi AB de farklı bir İran arayışındadır
ve günümüzdeki İranı değiştirmek istemektedir. Sadece
bu değişim için geliştirdiği politikalar ABDden farklı
olmuştur. Nitekim AB-İran arasındaki siyasî ilişkiler
istenildiği düzeyde gelişmemiş, bunun yanında bütün ikili
ilişkiler ekonomik, özellikle de ticaret merkezli oluşmuştur.
Irak'ın işgali ve müteakiben daha sık
gündeme getirilen Büyük Orta Doğu Projesi, AB ve ABD arasında gizli
bir küresel rekabetin doğmasına sebep olmuştur. AB, ABD'nin
kendi hegemonyasını kurarak yeni bir dünya düzeni arayışına
olumlu bakmamaktadır. İran jeopolitik konumu ile bu bağlamda çok
önemlidir. Dolayısıyla AB, İran'ın ABD'nin hegemonyası
altına girmesini istememektedir.
İran-AB
ilişkisi küresel sistemin mahiyetinin değişmesi ile şekillenen
bir gelişmedir. İran, AB ve ABD arasında, özellikle Soğuk
Savaşın bitmesinden sonra artan, çıkar ve görüş farklılıklarından
yararlanmak istemektedir. İran, ABye yakınlaşarak ABDyi
İran karşısında yalnızlaştırmak istemektedir.
Bu durum, ayrıca, İran için göreceli bir uluslararası destek sağlamaktadır.[8]
Söz konusu politika, sonuçta ABDnin İranı tecrit etme ve
ambargo uygulama politikasını yenilgiye uğratabilir. Üstelik
AB-İran yakınlaşması ekonomik kaynak ve sanayi
transferi bağlamında İran için ciddî yardım kaynağı
olabilir.
İranlı
yetkili ve analizcilerin kafasını AB, İran-ABD gerginliğinde
İrana ne kadar yardımcı olabilir? veya İranABD
gerginliği sürdüğü sürece AB-İran ilişkileri ne kadar
ilerleyebilir? soruları her zaman meşgul etmektedir.[9]
İran; ABD'nin yarı-hegemonyası bağlamında
uluslararası sistemin mahiyeti gereği,
AB ile ilişkilerinin çok istikrarlı olacağına güvenmemektedir.
ABD ve İran arasındaki gerginliğin çözülmesinde veya azaltılmasında
ABnin İran'a yardımcı olmadığı ve bundan sonra
da olamayacağı düşünülmektedir. ABD-İran gerginliği
AB-İran ilişkilerinde gerçekleşebilecek olası bir derinleşmeyi
ve ilerlemeyi de engellemektedir. Ayrıca AB'nin İran ile ilişkilerini
geliştirmesinde koşul olarak sunduğu mevzular, ABD'nin İrandan
istedikleri ile örtüşmektedir. Başka bir ifade ile, ABnin ve
ABD'nin "nasıl bir İran" istedikleri konusunda hemfikir
oldukları görülmektedir. Bu durum AB-İran ilişkilerinin
ilerlemesini engelleyebilir.
AB
ve ABDnin İran Politikalarının
Ortak Paydaya Oturma Sebepleri
Irak
Savaşı, Atlantik ötesi ilişkilerin gerginleşmesine sebep
olmuştur. Söz konusu gerginliğin, ne ABnin ne de ABDnin olumlu
baktığı bir süreç olmadığı bilinmektedir. Bu
gerginliği ortadan kaldırmak niyeti var olmasına rağmen,
ABDnin saldırgan politikaları yakınlaşma
koşullarının ortaya çıkmasına fırsat vermemiştir.
Yakın zamanda Orta Doğudaki bazı gelişmeler AB ile
ABDnin yakınlaşmasına olumlu katkıda bulunmuştur.
ABDnin
ve ABnin Orta Doğuda ilk yakınlaşma eğilimleri Yaser
Arafatın ölümünün ardından İsrail ve Filistin sorunun çözümü
konusunda olmuştur. 9 Ocak 2005te seçimlerin
gerçekleşmesi, Mahmut Abbasın Devlet Başkanı olarak seçilmesi
ve günümüze kadar da başarılı bir performans sergilemesi AB
ile ABDnin işbirliğinin sonucu gerçekleşmiştir. AB,
İsrail ve Filistin sorununda barışın sağlanması ve
Filistin devletinin kurulmasını
istemiştir. AB, Irak konusunda ABDye Irakı Iraklılara
devredin baskısı yapmıştır. 30 Ocakta demokratik
bir seçimin gerçekleşmesi AB ülkelerini ciddi şekilde memnun etmiştir.
Iraktaki seçimlerin başarılı gerçekleşmesi ABD ile
ABnin yakınlaşmasına önemli katkıda bulunmuştur.
Bir diğer işbirliği alanı Lübnan olmuştur. AB ve ABD,
Suriyenin Lübnandan askerlerini çekmesini istemiş ve bu bağlamda
da başarılı olmuşlardır.
Filistin,
Irak ve Lübnandaki işbirlikleri AB ve ABDye önemli dersler vermiştir.
Yukarıdaki tecrübelerden yola çıkarak
İran sorunu konusunda da ortak bir bakış açısına sahip
olabilirlerse sorun daha kolay çözülebilir. İran nükleer programı
konusunda ABD ve AB arasındaki oluşan fikir birliği bu durumun göstergesidir.[10]
AB, İran sorununu ABDnin
inisiyatifine bırakmak istemese de, bu bağlamda ciddi güçlükler yaşamaktadır.
AB'nin karşı karşıya kaldığı güçlük İran'ın
iç ve dış politikada değişime niyetinin ve iradesinin
olmamasıdır. İran ABnin isteklerini ciddiye almamış
ve bu sürecin sonucu olarak AB, ABD
ile yakınlaşma yoluna gitme işaretlerini göstermiştir.
ABnin değişmesi, İranın diplomatik yollar ile değişme
niyetinin olmadığına olan umudun azalmasının da bir göstergesi
olarak yorumlana bilir.
İranın önünde çok karmaşık
bir yol açılmıştır. ABD ve AB arasında ortak bakış
açısı, İran için fırsatlar
ve tehditler içeren bir olgu olarak yorumlanabilir. İran, AB ile müzakeresini
başarı ile yönetebilirse ve
bu süreç sonucu yeniden AByi kendi yanına çekebilirse rejimin bekasını
güvence altına alma şansı yükselebilir. Ama AB ile olan müzakeresi
başarısızlıkla sonuçlanırsa İran çok kötü
senaryolar ile karşılaşabilir. Çünkü ABD, İran ve AB arasındaki
müzakerelerin başarısızlığını beklemektedir.
Muhtemel zarar ve çıkar hesabı
açısından bu sürece bakıldığında, İranın
zararlı çıkması çok yüksek ihtimaldir. Çünkü İran ne
Filistindeki süreçten ne de Lübnandaki olaylardan memnundur. Ancak AB
ve ABDnin bu alanlardaki yakın dönemdeki ortak tutumu İranın
olaylara müdahale etme güç ve kapasitesini azaltmaktadır.
AB ve ABD, İran konusunda
istediklerini yaptırıp başarılı olurlarsa İrana
yönelik ortak çalışmalarını
terörizm, Orta Doğu Barış Sürecini engellemek
ve insan hakları konusunda da yürütebilirler. Başarısız
oldukları takdirde ise, İran
nükleer konusu BM Güvenlik Konseyine taşınabilir.
Yakın zamandaki gelişmeler
ışığında bakıldığında İranın
AB ile olan diyaloğu sırat köprüsünde yürümeye
benzemektedir. İranın bu köprüden nasıl geçeceği önemli
bir soru olarak karşımızda durmaktadır. İranın,
sürekli suçlandığı insan hakları ihlalleri, terörizm,
kitle imha silâhları, Orta Doğu Barış Süreci ve bölgesel
istikrar mevzularına yönelik
davranışlarını değiştirme zamanının
geldiğini söyleyebiliriz. İranın
bu süreci, politikalarında değişiklik
ve ayarlamaları yapmakla atlatma şansına sahip olduğu
düşünülmektedir.
* İran Araştırmaları, Uzman, E- Posta: akeskin@avsam.org
[1] İran yetkililerinin ABDnin önerilerine yanıtı gecikmedi. İran Cumhurbaşkanı Hatemi hiçbir ayrıcalık karşısında nükleer teknolojiden vazgeçmeyeceklerini, uranyum zenginleştirme çalışmalarını geçici olarak askıya aldıklarını ve bu teknolojiyi bırakmayacaklarını bildirdi. İSNA isimli İnternet Haber Sitesi, 17 Mart 2005,
[3] İranın ABD ile diyaloğa hazır olduğu birçok İranlı yetkili, örneğin geçen aylarda Maslahat Konsey Başkanı Haşimi Rafsancani tarafından dile getirilmiştir. Bu konuda en son İran Dışişleri Bakanı Harrazi açıklama yapmıştır. Harrazi açıklamasında İrana yönelik bütün ambargoların kaldırılması iki ülke arasında diyalog ortamı oluşturabilir demiştir. İSNA isimli İnternet Haber Sitesi, 16 Mart 2005,
Bu konuda bkz. http://www.isna.ir/Main/NewsView.aspx?ID=News-506544
İran rejiminin yöneten kesiminin ABD-İran ilişkisi algılamasını öğrenmek için bkz.
Hasan Vaezi, İran ve Amerika, Suruş Yayınevi, Tahran, 1379.
[5] İrandaki Muhafazakârların ABD ile diyaloğa hazır olmalarının en önemli göstergesi Rafsancaninin konuşmalarıdır. Rafsancani Muhafazakâr bloğun en etkin simalarından biridir. ABD ve İran arasındaki sorunun çözülmesini önermektedir. Baztab isimli Haber ve Yorum İnternet Sitesi, 20 Şubat 2005, http://www.baztab.com/news/21400.php
[6] Esger Ceferi Veldani, İran ve Urupa :Ez Gofteguy-e Entegadi ta Moşareket-e Ektesadi, Mecelley-e Siyaset-e Xareci, Cilt 15, Sonbahar, 1999, s.235
[7] Veldani, s.246
[8] Ahmet Behşayeşi, Usul-e Siyaset-e Xariciy-e Cumhuriy-e Eslami, Avay-e Nur Yayınevi, Tahran, 1379, ss.156, 157.
[9] İranın ABye olan güvensizliği İran Yüksek Güvenlik Konseyi Sekreteri olan Hasan Ruhani tarafından kaleme alınmış kitapta açıkça belirtilmiştir: Bkz. Hasan Ruhani, Engelab-e İslami: Rişeha ve Çaleşha, Merkez-e Pejoheşhayı Mecles, Tahran, 1376.
[10] İran nükleer programı çerçevesinde oluşan tartışmalar için bkz. Arif Keskin, İranın Nükleer Çabaları: Hedefler, Tartışmalar ve Sonuçlar, Stratejik Analiz, Cilt 5, No 59, s.29.