http://www.gunaztac.com/

Güney Azerbaycan Tanıtım Cemiyeti

(GÜNAZTAC)

 

TANITIM

Sosyal, Kültürel ve Siyasal Araştırmalar Dosyası; Sayı 1

 

Azerbaycan Milli Hükümeti (1945 - 1946)

ve

S. Cafer Pişeveri

mEKALELER  TOPLUSU

 

Azerbaycan Milli Hükümeti Sınıfsal Mücadele Mi Yürüttü Yoksa Milli Mücadele Mi?

 

 Ali TEBRİZLİ

Çev. Olcay NEBİOĞLU

 

 

Azerbaycan’ın altın üreten toprağı ve bu toprakların tarihi Azerbaycan Türk milletinin yarattığı parlak sayfalarla doludur. Bu tarihin en parlak sayfalarından birisi 1945 yılında bu milletin eliyle yazılmıştır.

2 Eylül 1945’te Azerbaycan Demokrat Partisi (ADP)’nin kuruluşu ve onu müteakip 12 Aralık’ta Azerbaycan Milli Hükümeti’nin kuruluşu bir yıldız gibi Azerbaycan tarihinde parlamaktadır.

Bu makalenin amacı Milli Hükümetin mücadele mahiyetini (sınıfsal veya milliyetçi) araştırmaktır. Başka bir ifade ile yazımızın amacı Milli Hükümetin sınıfsal bir mücadele içinde olmadığını gösteren sebepleri belirtertme ve ayrıca Milli Hükümetin milliyetçiliğini ispat eden göstergeleri öne çıkarmaktır.

Bazılarına göre Azerbaycan Demokrat Partisi tarafından kurulan Milli Hükümet sınıfsal bir mücadele yürütmüştür. Bu gruplar “Milli Hükümetin sınıfsal mücadele yürüttüğü” tezini savunmak için aşağıdaki gerekçeleri öne sürmektedirler:

1-            Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurucularından bazıları geçmişte veya ADP kuruduğu zaman Komünist örgütlere üye olmuşlardı ve bu örgütlerde önemli faaliyetler de bulunmuşlardı.

2-            7 Eylül 1945’de Tudeh Partisi’nin Azerbaycan İl Teşkilatı ADP’ye katılmıştı. Komünist parti olan Tudeh’in Azerbaycan’daki teşkilatının ADP’ye katılmasını gerekçe sunarak ADP’nin de komünist düşünceye sahip olduğunu göstermeye çalışmaktadırlar.

3-            SSCB’nin Azerbaycan Demokrat Partisini desteklemesi ADP’ni Komünist olarak gösterenler için en önemli gerekçe sayılmaktadır. Kendi tezlerini ispat etmek için SSCB’nin desteğinin altını sürekli çizmektedirler.

Yukarıdaki sıraladığımız nedenlere dayanarak ADP’nin sınıfsal bir mücadele yürüttüğü tezini ispat etmek mümkün değildir ve bu tezin doğruluğu ciddi şekilde tartışılabilir.

Çünkü:

1. Bir insanın geçmişte her hangi bir düşünceyi benimsemesi o insanın her zaman aynı düşüncede kalacağı anlamına gelmez. Eğer insanı her gün gelişme ve değişim içinde olan bir varlık olarak görürsek ve aynı zamanda insan düşüncesinin oluşmasında yaşadığı ortamın etkisini dikkate alırsak insanın düşüncelerinin değişmesini doğal bir süreç olarak algılamamız mümkündür.

Komünizm düşüncesinin o zamanda (20. Yüzyılın İlk yarısında) Azerbaycan toplum içinde yaygın olması imkansızdı. Komünizmin Azerbaycan’da yaygın olamayacağı tezini savunmak için iki sebep sunabiliriz: Birinci neden komünizm sisteminin temelini oluşturan işçi sınıfının Azerbaycan’da yokluğu gerçeğidir. Azerbaycan’da işçi sınıfının olmayışı bu bölgede proletarya diktatörlüğünün doğuşunu imkansız kılmakta idi. İkincisi olarak da, Azerbaycan milletinin çok dindar bir millet olduğu gerçeğidir. Komünizmin özellikle o dönemlerde din ve mezhep karşıtı olduğunu dikkate aldığımızda Azerbaycan’da böyle bir düşüncenin faaliyet gösterip yaygınlaşması imkansızdı. Azerbaycan’da bu düşüncenin savunucularını dinsizlik suçlamaları ile toplumdan aforoz ederlerdi.

 Yukarıdaki sırladığımız sebepler Komünizm ideolojisinin Azerbaycan’da yaygınlaşmasının önündeki engeller idi. Sıraladığımız sebeplere göre Komünizmin Azerbaycan’da devrim yapabilecek güce ulaşması imkansız idi. Komünizm ideolojisi Azerbaycan’da devrim yapabilecek güç kazanma potansiyele sahip olmamaktaydı, ancak ciddi şekilde faaliyet göstermekte idi. Bu sebepten “Komünizm düşüncesi hangi sebeplerden dolayı Azerbaycan’da faaliyet göstermekte idi?” suali ciddi ve önemli sorudur.

Bu soruya çeşitli yanıtlar vermek mümkündür:

Birinci: Komünist düşüncesi felsefi ve ideolojik olarak yoksulluk ve feodalizme karşı öne sürdüğü sloganlarla Azerbaycan’da faaliyet gösterip kendisine yer açmaktaydı. Komünizm düşüncesinin aldatıcılığı kurduğu diktatörlük sistem içinde barınmaktadır. Komünizmin vade ettiği cennet SSCB sisteminde gözüken despot ve diktatörlük cehenneminden başka bir şey değil.

İkincisi: Komünist düşüncesine sahip olan Azerbaycan aydınlarının bir çoğu Rusya’da ve Kafkasya’da eğitim aldıkları için bu düşünceyi benimsemişler.

Üçüncüsü: Komünizm kışlası olan Kafkasya’nın Azerbaycan’a coğrafi olarak yakınlığı da bu düşüncenin Azerbaycan’da nüfuz kazanmasında etkili olmuştur.

2. Azerbaycan Demokrat Partisinin kurucularının geçmişte Komünist yanlısı oldukları da bu hareketin sınıfsal mücadele yürüttüğü anlamına gelmez. Burada Pişeveri’den bu tezimizi doğrulayan bazı örnekler vermek mümkündür.

a)      Azerbaycan Demokrat Partisi’nin Başkanı ve Milli Hükümetin Başbakanı Seyit Cafer Pişeveri geçmişte Komünizm yanlısı olmuş ve hatta bu düşüncesi yüzünden yıllarca hapiste kalmıştır. Ancak Pişeveri bu düşüncesini değiştirdiğini hem Milli Hükümet’in kuruluşundan önce ve hem de sonra defalarca söylemiştir.

b)      Pişeveri, 4 Mart 1930 tarihinde İran polisinin yaptığı bir sorguda şöyle der:

-              Siz komünizme inanıyor musunuz?

-              Böyle bir düşüncem yoktur.

-              Geçmişte komünist teşkilatlara üye olmuşsunuz. Şu anda değil misiniz?

-              Benim Komünizm hakkında kesin bir bilgim yoktu. 7-8 yıl Komünizm üzerine araştırdıktan sonra bu düşüncenin İran’da gündeme gelmesinin çok erken olduğu sonucuna vardım. Komünizmin temelini işçi sınıfı oluşturduğu bir gerçektir. Ancak İran’da da işçi sınıfı yoktur. Yüz yıl bundan sonra da İran toplumunun çoğunluğunu oluşturabilecek bir işçi sınıfının ortaya çıkabileceği düşüncesinde değilim. Komünizm düşüncesini bir İranlı için hayal görme ve gerçeklikle alakası olmayan bir düşünce olarak algılamak gerekmektedir.

c)             3-4 yıl boyunca Baku’de kaldım. Kafkas komünistlerinin İranlılar hakkındaki görüşlerini öğrendim. Onlar iddialarının tersine İranlıları küçümsüyorlar ve onlara önemli görevlerde bulunma fırsatı vermiyorlar. (Rıza Şah Döneminde Komünist Faaliyetler. Kave Bayat - İran Milli Evrak Kurumu Yayınları 1370 sayfa 137).

Bazılarına göre Pişeveri bu sözleri Rıza Şah diktatörlüğünün yarattığı korku ve hapisteki işkencelerden dolayı söylemiş olabilir. Ama Pişeveri hakkında İran İçişleri Bakanlığının verdiği raporlar bunun tam tersini ispatlamaktadır. İran İçişleri Bakanlığının Pehlevi Sarayı Bakanlığı’na yazdığı bir yazıda Pişeveri ile ilgili şöyle bir fikir beyan etmiştir:

 Ülke İçişleri Bakanlığından Pehlevi Saray Bakanlığına 10-2-9/755/330.

“... Seyit Cafer Pişeveri geçmişte Komünist teşkilatlarda bulunmuş ama kendi söylediğine göre şimdi her hangi bir komünist teşkilatın üyesi değildir. Yaptığımız araştırmaların sonuçları ve Sayın Feridun Bülbülü’nün (Dışişleri Bakanlığı memurudur) de söylediğine göre Pişeveri şimdi hiçbir Komünist partinin üyesi değildir.” (Rıza Şah Döneminde Komünist Faaliyetler. Kave BAYAT)

Rahmetli Dr. Zehtabi Almanya'da verdiği son röportaj da şöyle diyor:

"O zamanda Pişeveri bir kaç yıl hapiste kaldıktan sonra 'Arani ve 53 Kişi' ile aynı hapishaneye yerleştirilir ve burada az-çok onlarla tanışarak onlara aralarında yakınlık oluşur. 53 Kişi grubunun bazı gençleri Pişeveri ile tanışana kadar komünist olmuşlardı, ama Pişeveri ile tanıştıktan sonra onun etkisi altında kalmışlar. Bu tanışlık sonucu Pişeveri’nin çok yakın arkadaşları olmuşlar. Bu arkadaşlık, yakın zamanda Baku’de vefat eden Mehmet Teki Şahin örneğinde olduğu gibi, ömür boyu işbirliğini ve dava arkadaşlığını da beraberinde getirmiştir. Arani önceler Berlin'de yazdığı makalelerde koyu bir Fars milliyetçisi olmuş, ama Pişeveri'nin etkisi sonucu daha sonralar Türk karşıtı düşünceleri çok ciddi şekilde değişmişti".

Yukarıdaki söylediklerimize ek olarak aşağıda Pişeveri’nin, Azerbaycan Demokrat Partisi’nin sınıfsal mücadele yürütmediği hakta söylediği sözlerden ve sürekli altını çizdiği bu konuyla ilgili örnekler vereceğiz.

a) ADP’ nin ikinci adamı olan Hacı Mirza Ali Şebisteri, Pişeveri'yle birlikte Azerbaycan Demokrat Partisi’ni kurmuşlardı. Partinin kurulmasının ardından Milli Hükümet döneminde Milli Hükümetin Başkanı olmuştu. 1941’de Şebisteri Tudeh Partisi'nin üyesiydi. Tudeh Partisinin üyesi olduğu zamanda partinin resmi organı olan ve kendi sorumluluğunda olan Azerbaycan gazetesinde milliyetçilik içerikli makaleler yazıp yayınladığı gerekçesiyle partiden atılmıştı. Şebesteri, Tudeh Partisi'nden atıldıktan sonra Azerbaycan'ın milli varlığı, dili ve kültürünü korumak için "Encümen-i Azerbaycan" adlı bir kuruluş kurmuştu. Daha sonralar bu Encümen Rıza Şah'ın baskıları sonucu kapatılmıştı. Ancak ADP kurulduktan sonra Azerbaycan'ın bütün aydın, milliyetçi ve vatansever insanları hızla partinin çevresine toplanmışlardı.

b) Azerbaycan Demokrat Partisi'nin bilinen isimlerinden olan ve Milli Hükümet döneminde Kültür Bakanı olarak görev yapan Muhammed Biriya 13 Eylül 1945'te İşçiler Şurası’yla birlikte partiye katılmıştı. Biriya'nın şiirleri onun dindar bir insan olduğunu göstermektedir. Biriya Sovyet Birliğine gittikten sonra da oradaki bütün yasaklara rağmen, kendi dini inançlarına bağlı kalmıştır. Biriya'ya vurulan Komünistlik damgası onun yoksulluk ve fakirlik aleyhinde yaptığı mücadelesinden kaynaklanmaktadır. Biriya ideolojik olarak hiç bir zaman komünist olmamıştır.

Yukarıda verilen bilgilere göre, Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurucularının geçmişte komünist örgütlere üye oldukları gerçeği onların Komünist olmalarına ve partinin de sınıfsal mücadele yaptığına delil sayılamaz.

3. Tudeh Partisi Azerbaycan İl Teşkilatı’nın ADP’ ye ilhak edilmesi bu partinin sınıfsal mücadele yürütmüş olduğu anlamına gelemez.

a) Pişeveri o günlerde "Güç Birliktedir" makalesinde şöyle yazıyor:

"Tudeh Partisi kendi prensiplerini bırakıp bizim prensiplerimizi kabul ederek bizim yolumuza gelmek istiyor. Bizim yolumuz çok doğru ve aydın bir yoldur. Partimiz tam anlamıyla milli bir partidir". (Altın Sayfa 24 / Azerbaycan sayı 5)

b) Dr. Zehtabi Almanya'daki son röportajında söylüyor:

"Eylülün 6'sında yani yaklaşık dört gün sonra Melikan (Melikkenti) şehrinde Tudeh Partisi'nin il toplantısı gerçekleşti. Bu toplantıda Tudeh Partisi Azerbaycan İl Teşkilatı’nın ADP’ ye ilhak olunması kararı alındı. Sanırım Tudeh Partisinin yenilgisinin birisi de bu toplantı idi, ama bu gerçek çok sonralar bilindi."

c) Dr. Selamullah Cavid kendi hatıralarını yazdığı kitabında Tudeh Partisi Azerbaycan İl Teşkilatı’nın partiye ilhakını ve Tudeh Partisi'nin bunu desteklemesini yanlış bulmaktadır.

4. Azerbaycan Milli Hükümeti’nin SSCB tarafından desteklenmesi meselesinde “Azerbaycan Milli Hükümeti aynı 1918 ‘de Kuzey Azerbaycan’da kurulan milli devlet gibi Rusların ihaneti sonucu yıkılmıştır” gerçeğini açıkça söylemek lazımdır. Soru bu ki Rusların yaptığı nasıl bir destektir? Dünyada Ruslar tarafından desteklenip de yıkılmayan bir milli hükümet var mı?. Pişeveri’nin kendisi de bu gerçeğin farkındaydı. Hamit Mollazade "Esrar-i Nagüfte" (Söylenilmemiş Sırlar) kitabında şöyle yazar: "Pişeveri, Bağırov ile bir görüşmesinde ona şöyle demişti: “Şu Ruslar maymun gibi kendi çocuklarının başını kesip ayaklarının altına koyarlar. Bu gün bizi silahlandırıyorlarsa, yarın istedikleri zaman silahları bizden geri alacaklar”. Tarih bu sözün doğru oluğunu gösterdi ve Ruslar Azerbaycan fedailerine verdikleri silahları geri aldılar.

 Pişeveri'nin Yardımcısı Dr. Cihanşahlı "Ma ve Biganegan" (Biz ve Yabancılar ) kitabında “Rusların yalanız silahları geri almakla kalmayıp, Rus konsolos yardımcısı Yakubov'un gözetimi altında Tahran'a karşı çıkan Azerbaycan devlet adamlarını öldürmek niyetinde olduğunu” bile yazmaktadır.

Rahmetli Zehtabi son röportajında diyor ki: "Pişeveri ile Bağırov tartışmışlar. Bagırov “Sen Sovyet hükümetini dinlemeyip, orayı ayırmak istemediğinden dolayı yenildin ' demiş. Pişeveri ise “Bizim yenilgimiz sizinle işbirliğine girdiğimiz için oldu, orayı ayırmak istemediğimiz için değil” diye cevap vermişti.”

Dr. Hesen Nazeri (Gazyani) "Gomaşteheye Bedfercam" (Sonu Kutu Olan Hizmetler) kitabında şöyle yazıyor: 12 Aralık 1946’da Milli Hükümet yıkıldıktan sonra fedailerin bir kısmı Sovyetlere kaçtılar. Pişeveri Kuzey Azerbaycan’da gerilla savaş için hazırlıklar yapıyordu. Bu haber İstanbul radyosundan yayıldıktan sonra Sovyet hükümeti Azerbaycan fedailerinin eğitim kamplarını dağıttı. Pişeveri kendisi ise bu kampların birisine baş çekip, oradaki fedaileri Güney Azerbaycan'a göndermek için kampa giderken yolda kuşkulu bir şekilde öldürüldü.

SSCB’nin Azerbaycan Milli Hükümeti’nden himayesi yukarıda yazdığımz gibi gerçekleşmişti.

5. Azaerbaycan Demokrat Partisi hiçbir şekilde sınıfsal bir mücadele yürütmüyordu. 2 Eylül’de partinin yayınladığı bildiri de de şu gerçek açıkça söylenmektedir. 50 maddelik tüzük ve öne sürdüğü sloganlar Milli Hükümetin yaptığı işler olarak algılamamız lazımdır.

Pişeveri Azerbaycan Demokrat Partisi’nin kurduğu hükümetin milli bir hükümet olduğunu defalarca vurgulamıştır. Nitekim, Pişeveri bu gerçeği Azerbaycan Milli Meclisi’nde “davamız ekmek veya daha iyi hakim davası değildir. Milli hareketimiz daha derin sebeplerden dolayı ortaya çıkmıştır” şeklinde ifade etmiştir. (12 Şehriver kitabından)

Vereceğimiz örnekler yukarıdaki sözleri onaylamaktadır:

a) Rahmetli Zehtabi son repörtajında “Partinin başkanı olarak Milli Hükümeti kuran Pişeveri milli mücedele mi yapıypordu sınafsal mücadele mi?” sorusunu şöyle cevaplar:

“Bir gün halk tarafından Güney (Şebister) bölgesinden 7 kişi temsilci seçilmişti. Ben de onlardan birisiydim.... Benden 30-35 yaş büyük olan Cafer el kaldırdı ve konuşmak izni istedi. Pişeveri ona ”buyurun” dedi, o da kalkıp tribun arkasında konuşmaya başladı. Sözlerinin hepsi işçi, sınıf ve bu gibi şeylerdi, hatta “Lahuti”nin bu şiirini okudu: - şiirin Türkçesi- (Orak ve çekiç gücüyle çiftçinin sultan boynuna al ip takacağı zamana koşarım). O anda Pişeveri kalkıp “Hayır” dedi “Biz sınıfsal mücadele yapmıyoruz milli mücadele yayıyoruz.” Bu olaylar değil bir defa, defalarca yaşanmıştı. Pişeveri Azerbaycan halkının milli çıkarları uğrunda mücadele verdiğini ispatlamıştır… bunlar gerçekdir. ”

b) Pişeveri “ Partimiz İşe Başladı” makalesinde yazar”:

 “Partimiz milli bir Parti olduğu için sınıf va katman ayırmadan bütün halkımızı kendi bayrağı altına çağıryor” (Altın Sayfa 13 - 24-6-14-1 baş makale)

c) Pişeveri “ Parti Oyuncak Değil” makalesinde yazar:

“Üsteki bazı solculuk yapanların ve kendilerini daha hürriyetçi göstermek isteyen adamların da zararlı sözlerinin karşısı alınmalıdır. Bunlar söyledikleri tehlikeli sloganlarını tekrar ederlerse sağ ve gerici unsurlar olarak partiden uzaklaştırılacaklar”. (Altın Sayfa)

6. Hangi sebeplere dayanarak Azerbaycan Demokrat Partisini milli bir mücadele içinde olduğunu düşünüyoruz? Neden ADP’nin sınıfsal mücadele yürüttüğünü düşünmüyoruz?.

Bu soruyu yanıtlayabilmek için milliyetçi hareketlerin mahiyetini bilmek gerekmektedir. Bir milli mücadele, bir milletin milli çıkarları doğrultusunda hareket edip, onları kazanmaktan ibarettir. Azerbaycan Demokrat Partisi Azerbaycan milletinin özgürlüğü ve onun varlığını korumak uğrunda mücadele etmiştir. Dil, kültür, milli ekonomi, soy, tarih … ve benzeri kavramları üzerinde vurgu yapan bir hareket milliyetçi hareket olmaktan başka ne ola bilir ki?. Milli Hükümet sürekli aşağıdaki olgulara vurgu yapmıştır. Bu olgular milliyetçiliğin temelini oluşturan verilerdir.

1.      Dil Konusunda

a)      “Bazı akılsız adamlar güç ve propagandayla bir halkın dilini, özelliklerini, adet ve ananelerini ortadan kaldırmayı mümkün sanıyorlar. Onlar bu boş fikirlerle bizim insanları, Azerbaycan’ın en uzak köylerinde yaşayan ve ana dilinden başka hiçbir dil bilmeyen köylüleri bile Farsça konuşmaya zorlamak istyorlar”.

b)      “Bu kişiler icat ettikleri milli birlik sözünü yanlız kıyafet ve dilleri yapay bir şekilde birleştirerek gerçekleştirebileceklerini sanıyorlar. Bu kişiler dilin kökünün anaların göğsünden, halkın adet-ananelerinin ocaklarin başından kalktığını anlamıyorlar. Analar yaşayıp, ocaklar tüttükçe, bir halkın dilini ve ananelerini değiştirmek mümkün olmayacaktır. Milli birlik bütün halkların kendi özelliklerini koruyarak ve iç özgürlulerini elde ederek, gelişip eşit duruma geldilkleri zaman gerçekleşebilir.” (Müraciatname’den)

c)       Piseveri “Azerbaycan” gazetesinde “Gazetemizin Dili” makalesinde yazar:

“Gazetemiz Azerbaycan diline daha fazla önem verecektir. Dilimiz düşmanların iddialarının tersine, çok geniş ve dolgun bir dildir. Onun kökü halkımızın kanı ve kalbindedir. Biz onu ana sütüyle emmiş, vatanımızın ruhlandırıcı havasıyla teneffüs etmişiz. Ona hakaret edenler, onu yapay ve zorla kabul ettirilmiş göstermek isteyenler bizim gerçek düşmanlarımızdır.” (Altın Sayfa 14 - Azerbaycan sayı: 24-6-14-1)

“Halkımız yüzyıllardan beri belli bir dille konuşmaktadır. Bu dili basıt ve kaba nedenlerden dolayı değiştirmek isteyenlerin elinde hiçbir inandırıcı delil yoktur. 6-7 yaşındaki ve daha yeni dil açmış çocuğa yabancı bir dil empoze etmek cinayettir.” (Müraciatname’den)

2. Millet ve Toprak

a) “Onlar kendi yurtlarında ve altın üreten topraklarında yoksulluk ve çaresizlik içinde, yabancı ve esirler gibi yaşamaktalar. Onun kişiliğine, diline ve milliyetine her gün hakaret edilip, küçümseniyor.” (Müraciatname’den)

b) “Dünyanın büyük ve gelişmiş ülkelerini göz önüne alacak olursak ve milli devletlerin başarılarının nedenlerini araştırırsak, bütün bunların kendi milletlerinin ve halklarının özelliklerine saygı ve özenle bağlı olduklarını onaylamalı oluruz.” (Müraciatname’den)

c) “Biz Azerbaycan’ın özelliklerinden bahsedip, bu geniş toprakta Azerbaycanlıların yaşadığını ve bu milletin kültür ve gelenek açısından İran’ın başka iyaletleri ile büyük farklarının olduğundan söz ettiğimiz zaman… bu halkın kendi kültürel işlerinde ve kendi toprağını imarında katkıda bulunmasının gereğinden konuştuğumuz zaman…” (Müraciatname’den)

d) “Ölmek var dönmek yok” makalesinden “ 2 şehriver kitabından”

“Halkımızın özgürluk yolunda götürdüğü büyük adımın gerçeğini anlayamayan, Tahran’ın kendisini hürriyetçi bilenleri, iki konuda bizde büyük kusurlar bulduklarını sanıyorlar. Biri Azerbaycan dili diğeri ise Azerbaycan milliyetidir. Bu hususları biz kendilerini hürriyetçi gibi takdim eden Fars şovenistelerinden çok duymuşuz. Yanıtımız ise çok basittir: Azerbaycanlı Fars değil ve Azerbaycanlıların çoğunluğu Fars dilini bilmiyorlar. Güç ile o dili Azerbaycanlılara dikte etmek mümkün olmamıştır ve olmayacaktır. Azerbaycan’da Azerbaycanlı olup da başka dilde konuşmaya meraklı olan bir aile bile bulunamaz.

Azerbaycanlı yüz yıl bile yabancı ülkede yaşasa yene de ahlak ve hayat tarzı olarak bir Azerbaycanlıdır. Kendi yurdunu ve baba ocağını sever ve onunla gurur duyar.”

Pişeveri 29 Ocak 1945’te Askeriye de şöyle der: “Azerbaycanlı Fars değil ve kendisine özgü dili vardır.” (Ölmek var, Dönmek Yok: 12 Şehriver kitabından sayfa 63-64)

“Doğrudur Azerbaycanlı demokrasi hareketi başlanana dek kendi milliyeti hakkında az konuşmuştur, ama fiilen kendisini bağımsız bir millet bilmiştir. Buna göre de kendilerini önemli gösteren gericilere yabancı gözü ile bakmıştır ve onların hakimiyet tahtına oturmasını kendisine ayıp sanmıştır.”